MUZADERE DERESİ

 Kırmızı, kahverengi ve siyah benekli alabalıkların oynaştığı Muzadere Deresi'nde irili ufaklı 15 şelale ve çağlayan vardır. 2195 metre yüksekliğindeki Eriçok Dağı'nın güney havzası ile Kabak Dağ'ın kuzey havza sularının milyonlarca yılda oluşturduğu Muzadere vadisi karma ormanlarda saklanarak günümüze kadar kirlenmeden korunabilmiştir.

Muzadere Deresi'nin Melet Irmağı ile birleştiği yerden dere akışının tersine biraz yürüdükten sonra büyük şelalelerden birisi ile karşılaşılır. Derenin coşkun olduğu bahar aylarında bu şelalenin yakınına yaklaşmak olanaksız olduğu gibi ayrıca çok ta tehlikelidir. Dere sularının en az olduğu aylarda bile şelalenin oluşturduğu derin gölden geçip, yakınlarındaki kayalıklardan tırmanarak yolunuza devam etmek tehlikeli olacağından, kızılağaç, meşe, ladin, kızılcık ya da pelit ağaçlarının dallarından tutunarak şelalenin sol kenarındaki yüksek kayalık bölgeden geçmek daha uygun olacaktır.

Vadinin bu bölümünde belki 100 metre yükseklikte olan duvar gibi kayalıkların sarmaşık ve kaya yosunlarıyla kaplı olması, tehlikenin büyüklüğünü anlamak için ilk belirtiler olmaktadır.Vadinin sarp yamaçlarında gezerken yapılabilecek en küçük bir dikkatsizlik ağır yaralanmalara neden olacağı gibi ölümcül kazaların da nedeni olabilmektedir. Bu güne kadar böyle bir kazanın yaşanmamış olması ormanları, dere ve ırmakları, dağları ve tehlikeli kanyonları tanımayanların buraları gezmeye cesaret edememesinden kaynaklanmaktadır. Yere sıkı tutunmayı kolaylaştıran lastik ya da kauçuk tabanlı ayakkabılar; çalı çırpı ya da kayalara takılmamak için vücudu sıkı saran ve uzaktan iyi görünebilmek için sarı, kırmızı ya da yeşil renkli ihafif giysiler; toz, toprak, börtü böcek ve örümcek ağlarından korunmak için bandana getirmek gezinin kalitesini artırmak için gereklidir. Ayrıca temel ilkelere de önem verilmesi gerekir:

"Muzadere Kanyonu asla tek geçilmez"
"Kanyon geçilirken alkollü içecek içilmez"

Tehlikenin savuşturulmasının da kolay yol ve yöntemlerinin olduğunu bilen yörenin gençleri, kanyon geçişi için gelen konuklara yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.

Şelalelerin çevresindeki sarp arazide gezerken, çoğu kez domuz sürülerinin gide gele yaptıkları patika yollar tercih edilirken, çoğunlukla da suyun içinde yürümekte yarar vardır. Yerdeki kuru yapraklar arasındaki çakıl taşlarının bilye, yuvarlak çalıların oklova, yıllanmış ladin kozalaklarının makara ve ıslak kayalar üzerindeki kara yosunlarının yoldaki muz kabukları gibi tehlike kaynağı olduğunu bilmeyenler ayaklarının kaymalarını önleyemezler. Böyle bir tehlikeyle karşılaşılınca yapılması gereken en akıllıca iş, oturarak kolarını ve bacaklarını açıp yere değen yüzeyi genişletmek olmalıdır. Dengsini kaybedince koşup, atlayıp, hoplayıp ya da panik içinde ne yapılması gerektiğine karar vermede güçlük çekenlerin başlarına gelebilecek tehlikeleri düşünmek bile istemiyorum. Muzadere kanyonu geçilirken yapılabilecek bir yanlışın geri dönüşü asla olamayacağından çok dikkatli olmalı ve oraları iyi bilen yöre halkından birileri olmadan yola çıkılmamalıdır. Kibrit, bıçak, el feneri, balta ve en az 20 metre tırmanma ipi ile ekmek ve soğan kanyon geçişinizi kolaylaştıracağı gibi, yanınızda getireceğiniz fotoğraf makinesi de yaşadığınızın heyecan dolu anlarını gelecek günlerde sevdiklerinizle paylaşma olanağı yaratacaktır.

Yörenin dağcılık belgesi olan üniversite öğrencilerinden Meltem Altunöz ve arkadaşları, Fotoğraf Sanatı Kurumu üyeleri, Mustafa Kemal Üniversitesi Heykel bölümü öğrencileri, Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim üye ve görevlileri ve çok sayıda Topçam'lı gençler ile sadece yaz aylarında geçiş yapabildiğimiz Muzadere Kanyonunu, kış ve ilkbahar aylarında geçmenin zorluğu iyi bilinmektedir. İlk kez geçmenin zorlukları nedeniyle Melet Irmağı ile Fiyez köprüsü arasındaki bölümü 10 saatte geçtiğimiz halde, Fiyez Köprüsü ile Muzadere çayırları arasındakı bölümü 4 saatte geçtiğimiz düşünülürse, görsel zenginliklerin yanında tehlikelerin de bol olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Sarp kayalıklarda tutunmayı yıllarca başarabilmiş iri ladinlerin belirli büyüklüğe ulaştıktan sonra devrilerek oluşturdukları bentlerin gerisindeki göletlerde; dar boğazlardan ya da yüksek kayalardan hızlıca düşerek kalker ya da granit kayaları delerek şelale sularının oluşturduğu göllerde veya ak köpüklü çağlayanlarda özgürce oynaşan alabalıklar bizleri görünce telaşla kaçışarak ya kara göllerin derinliklerine ya da kayaların altındaki kuytu kepezlere saklanmaktaydı. Böyle hızlı ve ürkek alabalıkları yakalamak herkesin başarabileceği iş olmadığından, yörenin iyi serpme kullanabilen gençleriyle alabalık avına gitmiştik. Yavrularıyla gezen ayı veya domuz sürüleriyle karşılaşmamak için sürekli gürültü yapmaya çalışıyorduk. Mübadele yıllarına kadar birlikte yaşadığımız Taztepe Rumlarının değirmen yerine geldiğimizde sadece granitten yapılmış değirmen taşını görmemiz içimi sızlatmaya yetmişti. Çok zor koşullarda yaşam uğraşı veren Muzadere ve Taztepe Rumarından kala kala harabe haline getirilmiş bir kilise ve kayalar arasına sıkışmış bir değirmen taşıydı.

Muzadere Kilisesi'nin alt bölümündeki şelaleye ulaşınca, sarp kayalıklara tırmanarak cennetten bir köşe gibi yem yeşil ve bin bir çiçeğin süslediği ter temiz Muzadere çayırlarına çıktık. Akşamın alabalık ziyafetinin zenginleştirmek için dedemin kırmızı çamurla sıvalı, beyaz kireç badanalı ahşap evinin yanındaki aşısız sarı it eriğinden, yaşlanmış gelin armudundan, tepe dalları kurumuş golden cinsi elmadan ve alt yaprakları kızıllaşmaya başlayan çalı çileği ile cennet böğürtleninden bir miktar meyve topladık. Küçüklerini özgürlüklerine kavuşturduğumuzdan, kızgın tavada mis gibi kokan tereyağın cızırtıları arasında sadece 12 alabalık kuyruklarını havaya kaldırarak parlak gözlerle bize bakıyordu. (Eylül 2010)

Balık avı fotoğrafları için tıklayınız ...

Anasayfaya Dön

geziler