Kavuniçi, elma sarısı ve kahve rengi süslemelerle bezenmiş yün çoraplarını, ardından da manda deresinden yapılmış yeni çarıkları özenle giydi. Saç örgüsü biçimindeki beyaz çarık iplerini dizlerinin altına kadar bacaklarına çaprazlama dolayıp, kör düğüm olmamasına özen göstererek yanlarda püskül olacak biçimde bağladı. Pembe, kırmızı, mor yaban gülleri ile dikenli saplarının çevresindeki fıstıki yeşil, türbe yeşili, açık yeşil yaprakların süslediği basma entarisinin eteklerini kaldırarak beyaz patiska donunun lastikli paçalarını çoraplarının üzerine gelmeyecek şekilde aşağı doğru çekti. Zeytin gibi simsiyah gözlerinin üzerine farkında olmadan düşmüş gibi gözükmesine özen göstererek, kırmızı oyalarla çevrili başörtüsünün altından bir tutam perçemin görünmesini sağlamaya çalıştı. İki parmak genişliğindeki kuşağı beline takıp bağladıktan sonra göğüslerine bakmak için başını aşağıya doğru eğdi. Kuşağı biraz daha, iyice sıktığı halde göğüslerinin istediği gibi görünmediğini anlayınca, yüklüğün üzerindeki çuvaldan iki tutam yün alarak birisini sağ, diğerini sol göğsünün üzerine sıkıştırdı.
Güneşin ısıtamayan ölgün ışıkları ayazdan kaskatı kesmiş kar kümelerini parlatmaya çalışıyordu. Yaprakları dökülmüş kayın ağaçları gibi soğuktan kaskatı olmuş kadın olanca gücüyle “Saniye, gavurun dölü, nerede kaldın?” diye bağırınca, genç kız evin kapısını aralayarak yavaşça başını dışarıya uzattı. Görünen güzellik ayazda katılaşmış kar kümelerini delerek güneşi görmeye çalışan sıklamen çiçeği gibiydi. Annesinin alay gizli gülümsemesinden utanan Saniye, güneşlemekte olan yeşil kertenkelenin ürkekliğiyle bir çırpıda geriye çekildi. Anne biraz sevecen, biraz otoriter “Boyun devrilmeye. Ayazda taş kestim. Bu soğukta bekletme beni.” Diyerek kaykı ile kayan çocukların açtıkları çığırdan yürümeye başladı.
Çocukların oynadığı kaygan dik yolun sonuna geldiklerinde insanların açtığı çığırın bittiğini gördüler. Bundan sonrasını bazen domuz, bazen de kurt sürülerinin açtığı çığırlardan gitmeye başladılar. Önde anne arkasında kızı, diz boyu karla kaplı orman yolunda düşünceli adımlarla sessizce yürüyordu. Karda yürümenin zorluğundan bacak kasarının katılaştığını anlayan anne yorgunluğunu gizleyerek “Süslenmesi kolay. Geç bakalım öne. Biraz da sen çığır aç da biz keyif sürelim.” dedi. Kar tozlarını sağa sola saçarak önü sıra yürüyen kızının önce omuzlarına ardından da kalçalarına baktı. Aklına gelen düşüncelerden kurtulmak için aşağıda, vadinin tabanında sessizce akmaya çalışan Melet Irağı’na baktı. Çağlayanların devamındaki bütün göller donmuştu. Sadece kara ile ak egemen olmuştu doğaya. Suskunluğu ortadan ikiye ayıran çağlayanların sesine ara sıra bir iki kara karganın, kuzgunun ya da alakarganın cırtlak sesi karışıyordu. Her karga sesine “Geberesice. Uğursuz hayvan.”diye karşılık veren anne dayanamayarak konuşmaya başladı.
“Büyüdün, genç kız oldun kızım. Bundan böyle yürürken, otururken, yatarken, kalkarken yani her zaman her şeye dikkat edeceksin. Ne yediğin ne içtiğin önemli değil, nasıl yediğin nasıl içtiğin önemlidir. Büyüklerin yanında konuşmayacaksın. Sorarlarsa söyleyeceksin. Söylerken gözlerin yerde olacak. Sesin duvarın arkasından duyulmayacak.” Bunları söylerken kızının kalçalarını sağa sola özenle sallayarak yürüdüğünü anlayınca “Seni gidi domuzun kızı” diyerek bütün hışmıyla bağırmaya başladı. Yerden aldığı iki avuç dolusu kardan sıkı bir kar topu yaparak omuzlarının arasına fırlattı Saniye'nin...
Melet Irmağı üzerine yapılmış olan köprünün yanına gelince ikisi de yorgunluktan bitkin haldeydiler. Yün çoraplarının üzerindeki kıllara yapışan misket büyüklüğündeki kar toplarından kurtulmak için hızlı hızlı biraz da sert biçimde ayaklarını yere vurmaya başladılar. Çoraplarına yapışmış karlardan kolayca kurtulamayacağını anlayan Saniye, önce ayağının birisini sonra diğerini köprü kaşındaki çay taşının üzerine koyarak kar topaklarını eliyle temizlemeye çalıştı. Bir ara yaptığı işin anlamsızlığını anlayarak annesine yöneldi. Gözlerinin içine bakarak, usulca “Anne sana bir şey sormak istiyorum” dedi. Yıllarca içini yakan, aklına geldikçe kalbini sızlatan, düşündükçe heyecanlandıran sorunun bu günlerde sorulacağını bilmenin bilgeliği ile “Hele şu köprüyü geçelim. O zaman sorarsın” diyerek konuyu değiştirmeyi başaran anne kızının elini sıkıca tutarak köprüye yöneldi. Devamı için tıklayınız ...