TEREKKAYA
www.apolitize.com
makaleler
anasayfa    makaleler    gezi    sanat  eğitim    öyküler  fotoğraflar  iletişim   

GÜNEYDOĞU     DOĞU ANADOLU      YAYLALAR    AVRUPA    GÜRCİSTAN

  YENİ BİR YILA BAŞLARKEN...

                  Güner YALÇIN

       Bir yaprak daha kopuyor insanlığın yaşamından; bir zaman dilimi sona eriyor, bir yenisi kucak açıyor evrene, yarınlara...
       Yeni bir yıl ayak seslerini duyurmaya başlayagörsün, yeni umutlar, yeni beklentiler de depreşir içimizde. Bir yanda dipdiri, taptaze, yaşama geçmeyi dört gözle bekleyen, çiçeği burnunda düşler, duygular, düşünceler; öte yanda çarpışa çarpışa kolu kanadı lime lime olmuş, yarım yamalak yaşam kırıntıları... Onlar da capcanlı, taptazeydi bir yıl önce; “zaman” denen o durdurulamaz akış, acımasız sillesiyle onları tanınamaz duruma getirdi adeta...
       Yeni yıl yaklaşmaya, ya da başlamayagörsün, iki kimlikli bir yapıya bürünürüz sanki. Biri; zamanın katı çarklarıyla, bünyesi savaşa savaşa yorgun argın düşmüş, gözlerinin ışığı solgunlaşmış, yüreğinin derinliklerindeki yaşam dolu çarpıntılar anbean teklemiş bir kimlik; diğeri ise ölümcül savaşımlarla bile çarpışmaya hazır, gözü, gönlü, yüreği olabildiğince ışıklarla dolu bir başka kimlik... Her ikisi de aynı bünyede iç içe, kucak kucağa... Tek yapı içinde umutsuzluklarla umutların, yorgunlukla canlılığın, alacakaranlıkla aydınlığın iç içeliği, kaynaşmışlığı...
       Her birimiz bir iç savaşım yaşıyoruz adeta...
       Belki de yaşamak denen şey bu!..

       Bireyler olarak bizler böyleyiz de ya toplumumuz, ulusumuz?...
       Toplumumuzu da bir tek birey olarak düşünürsek neyi görürüz acaba? Canlı, güçlü, atak, aydınlıklarla örülü bir bütünsellik mi görürüz, yoksa yorgun, kırgın, her yanı lime lime olmuş, köşelere sıkışmış, sıkıştırılmış bir dağınıklıklar, yenilgiler bütününü mü? Yoksa bunların tümünü mü?...
       Zamanın keskin ve kırıcı dişleri arasında yalnızca kendimize bakmamalı, kendimizi süzgeçten geçirmemeliyiz; içinde yaşadığımız toplumun da dününü, bugününü yarınını sorgulayabilmeliyiz. Çünkü birey olarak toplumla etle tırnak gibi değil miyiz?

 

      Biten yılın başıyla sonu arasındaki süreçte;

  • Ülkemizin öz mayasını, varoluş felsefesini oluşturan Atatürk ilke ve devrimleri güç mü kazandı, yoksa sağından solundan daha da mı kemirildi?
  • Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucu, yokluklar içinde, binbir zorluklarla yapılandırılan ve ulusal kalkınmamızın öncülüğünü sağlayan onlarca kurum ve kuruluşa yenileri mi eklendi, yoksa bunlar, ona buna yok pahasına peşkeş mi çekildi?
  • Demokrasiyi, Cumhuriyeti baştan beri özümsemeyen, bunların altını her olanakta inceden inceye oymayı hiçbir zaman elden bırakmayan cemaatlerin, tarikatların önlerine setler mi çekildi, yoksa bunlar hiçbir dönemde göremedikleri gül bahçelerine mi kavuştular?
  • Uluslararası düzeydeki onurlu saygınlığımız arttı mı, yoksa gürültülü, patırtılı, içi kof söylemlerle bu saygınlığımız büyük kayıplara mı uğradı?
  • Ulusal gelirin hakça dağılımı ilkesi mi benimsendi, yoksa toplum kitleler halinde üç beş kuruşa ve birkaç kilogramlık şeylere muhtaç duruma getirilerek zengin – yoksul arasındaki uçurum daha da mı büyütüldü?
  • Dış borçların ödenmesine gereken özen mi gösterildi, yoksa tüm zamanların en büyük dış borçlanmasına gidilerek dışa bağımlılık iyice mi pekiştirildi?
  • Daha çok özgürlük, açılım gibi sözler altında, gerçekten çağdaş ulusların ölçütleri temel alınarak adımlar mı atıldı, yoksa uydurma ve asılsız gerekçelerle özgürlükler iyice kısıtlanıp korku toplumu yaratılarak yeni zindanlar, hukuk dışı yargılamalar mı oluşturuldu?
  • Demokrasinin en temel ilkelerinden olan yasama – yürütme – yargılama erklerine daha da mı işlerlik kazandırıldı, yoksa bunların tümü yalnızca yürütme'de birleştirilerek demokrasi göstermelik bir duruma mı getirildi?
  • Devletin kurum ve kuruluşları, alanlarının uzmanı olan kadrolarla mı yonetildi, yoksa ölçüsüz, sınırsız kadrolaşmaya gidilerek bu kurum ve kuruluşlarda yönetim sıkıntıları yaşanmaya mı başladı?
  • Hiçbir ayırım gözetmeksizin yolsuzlukların üstüne üstüne mi gidildi, yoksa yandaş olararak  nitelendirilenlerin yolsuzlukları görmezlikten mi gelindi?

         Daha birçok hususu sıralamak elbette ki olanaklı...Yeni bir yıla başlarken, her birimiz, toplumumuzun, biten yılın başıyla sonu arasındaki görünümünün genel bir sorgulamasını yapmalıyız diye düşünüyoruz. Yapmalıyız ki her şeye boyun eğen ve sorgulamadan kabullenen “kul” olmadığımızın; düşünen, yargılayan, çağdaş birer “yurttaş” olduğumuzun ayrımına varabilelim. Bu ayırıma varabilmek; hem kendimizin, hem de içinde yaşadığımız toplumun geleceği için söz sahibi olabilmek demektir.

          Bireysel ve toplumsal olarak, başlamakta olan yılın sonunun, başından daha mutlu, daha erinçli olması dileğiyle...