

Sözlükler ilke sözcüğünü, Temel olarak alınan düşünce ve kural; davranış kuralıbiçiminde tanımlıyorlar.İlkeli olmak ise Temel olarak alınan düşünce ve kurallara uygun biçimde davranmak, bu kuralların dışına çıkmamaya öze göstermek biçiminde tanımlanıyor.
Her bireyin, aldığı eğitime, yetişme biçimine göre edindiği düşünceleri ve bunların ışığında kendisiyle özdeşleşmiş olan davranış biçimleri söz konusudur. Bu düşünce ve davranış biçimlerinin toplamı, o bireyin yaşam çizgisindeki ilkelerini oluşturur. Bireyin kişiliğini oluşturan da bu ilkelerin toplamıdır diyebiliriz.
İlkeli olmak denince genellikle olumlu değerlere sahip olmak düşüncesi geliyor akla. Doğruluk, dürüstlük, tutarlılık, açıklık, çalışkanlık gibi Örneğin; aldığı görevi en iyi biçimde ve zamanında yapan kişiye ilkeli deriz de yalan söyleyen, çalan çırpan birilerine böyle diyemeyiz. Kuşkusuz ki olumsuzlukları olan birey, bunlardan arınarak, değişime ve gelişime uğrayarak, kendine özgü ilkeler edinebilir, yaşamını olumlayabilir. Yani değişim ve gelişim de ilkeli olmanın gerekleri arasındadır. Birikimler, edinimler, daha iyi, daha yüksek, daha boyutlu biçimlere doğru bir değişim oluşturuyorsa, bu bir gelişimdir. Eğer tersi oluyorsa bu da gerileme, geriye gitme, bir bakıma ilkesizleşme demektir. Yapılması gereken, değişimin ileriye doğru işlemesini sağlamaktır.
lkeli olmak, yalnızca bireye özgü bir kavram değildir; bu kavram, kurumlar için, sivil toplum kuruluşları için; siyasal partiler, dernekler, sendikalar, vakıflar, dernekler için de geçerlidir. Onların ilkeleri, uzun uzun düşünülerek, tartışılarak yasalarla, tüzüklerle, yönetmeliklerle belirlenmiş, böylece onlardaki işlerlik daha sağlam temellere bağlanmıştır.
Çağdaş yaşam; ilkeli, örgütlü bir yaşam biçimidir. Bireyler, kurum ve kuruluşlar, etik değerler ışığında ne denli ilkeli, sorumluluk duygusu içinde hareket ederlerse, toplum da o denli erinçli, kendine güvenli, onurlu bir yaşam biçimini yakalar.
O çizgiyi Cumhuriyetin kuruluşunda yakalamış, Atatürk ilke ve devrimleri ışığında epeyce de yol almıştık. Ne var ki nerdeyse Ata'nın ölümüyle birlikte bu yoldan sapmalar da başladı; giderek bu ilke ve devrimler aşındı, tanınamayacak noktalara geldi.
Tüm bunları niçin anımsatma gereği duyduk?
Bugün ülkemiz, ne yazık ki ilkesizlikler cenneti, affedersiniz, cehennemi durumuna geldi.
Devletin en yaşamsal ilkelerini belirleyen Anayasa için, "Bir kez delmekle bir şey olmaz" diyen en yetkili ağızlar olmadı mı?...
"Benim memurum işini bilir" diyerek etik kuralları alt üst eden yetkin makamlar görmedik mi?...
Önce,"Demokrasi benim için bir araçtır" diyen, sonra bunu yadsıyan, daha sonra da bu sözün gereklerini yerine getirmek için yoğun çabalar içine giren siyasetçilerimiz yok mu?...
Yetki almadan önce çok çok demokrat, eşitlikçi, hoşgörülü tavırlar takınan, yetki aldıktan sonra da çok çok baskıcı, tek adamcı, susturucu bir yol izleyen liderler, genel başkanlar, başkanlar olmadı mı?...
İyilik ve yardımsever görünümle ortaya çıkıp da vurgunlarıyla, kirli işleriyle ilişkilerine uluslararası boyutlar kazandıran STÖ'ler türemedi mi?...
Her gün ülke gündeminde rüşvet, soygun, baskı, yıldırma, kabalık, tehdit, şantaj, sövgü, yalan dolan kol gezmiyor mu?...
Daha neler neler!...
Nerde kaldı ilkeli olmak?...
Yok olup gitti mi etik değerler?...Yazımızı, ünlü sanatçımız Müjdat Gezen'in sözleriyle sonlandıralım.
Oğlum ilkelerin olacak
Seni satın alamayacaklar
Aptalların uydurduğu atasözlerine inanmayacaksın
Paranın satın alamayacağı yoktur,
Herkesin fiyatı vardır gibi sözlere kanmayacaksın
Onurunla, kimliğinle ve beyninle akıllı yaşayacaksın
Üreteceksin, seveceksin, sevileceksin
İnançlarının arkasında duracaksın
Sevgilerin karşılıksız, yardımların gizli olacak
Seni attan ottan ayıran özelliğin farkına varacaksın
Çünkü sen insansın
Ve bunu yakaladığın gün
Bembeyaz yaşayacaksın