SAVAŞIN TOHUMLARI  BARIŞIN  VERİMLİ  TARLALARIDA  YEŞERİR
         anasayfa    makaleler    gezi    sanat  eÄŸitim    öyküler  fotoÄŸraflar  iletiÅŸim    HEYKELSHOW

          Yirminci yüzyıl, yeryüzünde ulusların bağımsızlaşma yüzyılı oldu adeta. 1900'lü yıllarda 50 dolayında olan bağımsız devlet sayısı, 2000'li yıllarda 200'e yaklaşmış bulunuyor. Bu yüzyılda Ortadoğu'dan Uzakdoğu'ya, Ortaasya'dan Afrika'ya birçok halk, ulus; ulusal sınırlara, ulusal bayraklara kavuştular.

          Bu bağımsızlaşıp uluslaşma, kaynağını Fransız Devrimi'nden almaktadır. Bir başka deyişle, Fransız Devrimi ile yeryüzüne yayılan ulusçuluk anlayışı, birçok toplumu derinden etkilemiş; bu toplumlar, uzun savaşımlar sonucu bağımsız olmayı başarmışlardır. Bu süreçte sömürgeci devletlerin acımasız ve saldırgan tutumları da sömürülen ülkelerde uluslaşma eylemlerinin iyice ivme kazanmasına neden olmuştur.

          Yirminci yüzyılda sömürgeci devletlere karşı ilk ulusal bağımsızlık savaşı veren, Mustafa Kemal öncülüğündeki Türk ulusu olmuştur. Bu savaşın sonucu kurulan yeni devlet, birtakım ilke ve devrimlerle sağlam temeller üzerine oturtulmaya çalışılmıştır.

          Bu yanları ile Türk Devrimi, sömürgecilikten kurtulma çabası içinde olan birçok halka, topluma da esin kaynağı olmuştur. Ünlü İngiliz Tarihçi Arnold J. Toynbee, Atatürk'ü "bir ulusal kahraman olmanın ötesinde" görmüş; onun için "Atatürk bir öncüydü. 1920'lerden sonra Atatürk'ün Türk ulusu ile başardıkları, öbür ülkelerin uluslarına yardımcı olmak isteyen önderleri tarafından örnek alınmıştır." demiştir.

          Türk Devrimi, "tam bağımsızlık" ilkesi üzerine kurulmaya çalışılmıştır. Bu ilke gerçekleşmeden, başka ilke ve devrimlerin yaşam bulması olanaksızdır. Mustafa Kemal bu ilkeyi 1919'da şöyle tanımlamıştır: "Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyasal, maliye, ekonomi, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamda bütün bağımsızlıktan yoksunluğu demektir."

          Günümüzde birçok devlet, ulusal sınırlara, ulusal bağımsızlıklara sahipmiş gibi görünmekle birlikte, uygarlık yarışında belli bir düzeyi yakalayamadıkları için bağımsızlıkları tartışılır duruma gelmiştir. Güçlü devletler birtakım yeni düzenlemeler getirerek güçsüzleri baskı altında tutmaya, onları kendilerine bağımlı kılmaya çalışmışlar, bu konuda epey de yol almışlardır. Özetle, günümüzde tam bağımsızlık kuru bir söz olarak boşlukta kalmaktadır.

          Prof. Dr. Suna Kili, günümüzde tam bağımsızlık ilkesinin gerçekleşebilmesinin tek yolu bulunduğunu, bunun da "çağdaşlaşma" olduğunu belirtmektedir.

          Çağdaşlaşma, ulusal kaynakları akılcı biçimde kullanarak çağdaş toplum kurmayı amaç edinen bir eylemdir. Çağdaş toplum ise "teknoloji, toplumsal dayanışma, kentleşme, okuryazarlık, toplumsal hareketlilik ve ulusal kimlik bilinci gibi öğelerin yaygın olduğu bir toplum"dur.

          Çağdaşlaşma, yalnızca tekniksel yenilikleri, buluşları kullanarak endüstri toplumu yaratmak, kişi ve toplumu dünya varlıklarından yararlandırmak değildir. Çağdaşlaşma, bunların yanı sıra toplum ve devlet yaşamında bireyin özgürleşmesi, inançlarda, ahlakta erdemli olması, dogmalardan kurtularak aklı, bilimi, laik düşünceyi benimseyip yol gösterici olarak kabul etmesidir.

          Atatürkçü çağdaşlaşma modelinin ana iskeleti budur. Bu iskeletin temel taşları akıl, bilim, bilgidir. Bunlarla yaşayan toplum, çağdaşlaşma yoluna kendiliğinden girer, sorunları daha çabuk ve kolay çözer. Eleştiricidir; doğruyu yanlışı görür, söyler ve bunların gereğini yerine getirir. Kolay kandırılamaz, oyuna gelmez. Ulusal onura oldukça önem verir.

          Kendi içimizden çıkan bir önderin, Mustafa Kemal'in, kendi ulusu için oluşturduğu bir çağdaşlaşma modelini gerçekleştiremediğimiz, zaman zaman bu modelden saptığımız, ne yazık ki bir gerçektir. Bu gerçeği görerek Atatürk'ün tam bağımsızlık ilkesini ve çağdaşlaşmamodelini yeniden ve iyice tanımlamak gerekmektedir. Ölüm yıldönümlerinde Atatürk'ü buruk ve duygusal anmaların ötesine taşımak; ilkelerini, devrimlerini, aklın ve bilincin süzgeçlerinden geçirerek birey, toplum, ulus olarak kendimizi yargılamak ve gereklerini yerine getirmek görevimiz olmalıdır.

Anasayfaya Dön
Sayfa Başına Dön
Fotoğraf: Aydın Altunöz  ©

ÇAĞDAŞLAŞMAK

 

 

Güner YALÇIN
Fotoğraf: Aydın Altunöz ©