ANAYASADAN ANAYASAYA…
Türk toplumunun ilk anayasayla tanışmasından bu yana tam 134 yıl geçmiş bulunuyor. Bu süreçte toplum şu dört anayasayla yüzleşmek durumunda kaldı:
- 1876 Anayasası (Kanun-i Esasi)
- 1924 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu)
- 1961 Anayasası
- 1982 Anayasası
Bir ulus için çok uzun sayılamayacak bu süreçte, birbirlerinden pek çok ayrılıklar taşıyan böylesi anayasaları yapmak zorunda kalışımızın nedeni, acaba toplumumuzun çalkantılı olarak geçirdiği değişim ve dönüşümler mi, yoksa ileri ulusların benimsediği özgürlükçü, eşitlikçi, paylaşımcı, hoşgörülü ilkeler toplamı olan “demokrasi”yi yeterince özümseyememiş oluşumuz mu? Ya da her ikisi de mi?
Anayasalar niçin yapılır? Temel işlevleri nelerdir?
Toplum, devlet yönetimleri, tanrısal güçlerden, kral ve padişah yönetimlerinden arınıp da ulusun ortak istencine geçince, bu istenci temel ilkelere, kurallara bağlama gereği duyulmuş, bu temel ilke ve kuralların toplamı olarak anayasalar ortaya çıkmıştır. Ancak bu da yetmemiş, daha ayrıntılara inilerek bu temel yasanın özüne uygun çeşitli yasalar oluşturulmuştur. Siyasal erkler; ulusu, devleti yönetirken bu temel yasa ve öteki yasaların sınırları içinde kalmak durumunda olmuşlardır.
Kısacası çağdaş anlamda anayasalar, siyasal erklerin hareket alanlarının çerçevesini belirlemek, onları sınırlamak için yapılmıştır. Demokrasiyi benimsemiş tüm ülkelerde bu böyledir.
Ne var ki bizde siyasal erkler, bu sınırlamalara bir türlü gelememiş, sınırları hep zorlamışlardır. Ya anayasayı, yasaları uygulamamışlar, ya dondurmuşlar, ya da kendi istekleri doğrultusunda değişikliklere gitmişlerdir.
Nitekim padişah 1876 Anayasasına ancak bir yıl dayanabildi; Meclis’i kapattı, anayasayı da askıya aldı. Ta 1908’e dek… 1909’da da İttihat ve Terakki Partisi bu anayasanın birçok maddesini değiştirdi, giderek de ülkede bir parti diktatörlüğü kurdu. Böylece anayasa doğru dürüst uygulama ortamı bulamadan arada kaynayıp gitti.
Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra hazırlanmış olan 1924 Anayasası ise yürürlükte kalan en uzun anayasa oldu. Tam 36 yıl. Ne var ki bu anayasa da birkaç kez değişikliğe uğradı.
Bu dört anayasa içinde en kapsamlı, en çağdaş, en ileri olanı 1961 Anayasasıdır. Bu anayasanın özünde “devlet” öğesinden çok “insan” öğesi yer almıştır. İnsanın ve toplumun hak ve özgürlüklerini temel alan bu anayasa, bu özgürlüklerin güvence altında yaşam bulabilmesi için birçok kurum ve kuruluşun da oluşturulmasını sağlamıştır. “Çağdaş hukuk devleti” mantığı ülkemizde bu anayasayla kök salmış, işlevsellik kazanmıştır. Ne ki süreç içinde oluşan kimi siyasal erkler, bu anayasayı da toplumumuza “bol ve geniş” bulmuşlar, birçok kez önemli değişikliklere uğratmışlardır. Toplumu çağdaş ve ileri bir anayasanın düzeyine çekmek yerine, anayasayı daraltmayı, gerilere çekmeyi, giderek de kişiyi, toplumu kapanlara sıkıştırmayı yeğlemişlerdir. Sonunda faşist darbelerle bu anayasanın da canına okunmuştur.
1982 Anayasasının ise tam bir “darbeler anayasası” olduğu, toplumun her kesimi tarafından kabul görmüş bir gerçektir. Nitekim bu anayasa, özüne “insan” yerine “devlet otoritesi”ni yerleştirmiştir. 1961 Anayasasındaki kişi hak ve özgürlüklerinin güvenceleri ve çağdaş hukuk devleti ilkeleri, zayıflatılmış biçimleriyle bu anayasada yer bulmuştur. Toplumun sırtına bir deli gömleği gibi giydirilmeye çalışılan bu anayasa, değişen ve gelişen toplumsal istemlere yanıt verememiş, sık sık yırtılma, yırtık yerlere yama atma evreleri geçirmiştir. Öyle ki değişe değişe, ilk durumuna göre tanınamaz duruma gelmiştir.
Şimdilerde yapılmak istenen değişikliklerle bu anayasaya son bir darbe daha vurulmak istenmektedir. Ne var ki yapılmak istenen bu değişiklikler, toplumun pek çok kesimi tarafından gereken ilgi ve desteği görmemektedir. Peki neden?
Çünkü yapılmak istenen değişiklikler, geniş halk kitlelerini ilgilendiren, onların istemlerine doğrudan yanıt verebilecek olan değişiklikler değildir.
Yapılmak istenen bu değişikliklerde:
- Halk yoktur; çalışanın, emekçinin, emeklinin adı sanı yoktur; bu kesimlerin haklarıyla, emeklerinden gelen güçlerini koruyup savunmakla ilgili yaptırım hükümleri yoktur; kısacası “insan” yoktur.
- Toplum katmanları arasında gittikçe büyüyen gelir dağılımı dengesizliğini giderici, hakça paylaşımı öne çıkarıcı, hükümler, ilkeler yoktur.
- Uluorta özelleştirmeleri sorgulayıcı, bin bir emekle oluşturulmuş olan kamu kuruluşlarının haraç mezat elden çıkarılışını önleyici yaptırımlar yoktur.
- Fırsat eşitliğini sağlayıcı, özellikle parasız eğitimi özendirici ilkeler, kurallar yoktur.
- Yargının, yargı mensuplarının daha da güvence altına alınmasıyla, görevlerini hiçbir baskı altında kalmadan yerine getirebilmeleriyle; yurttaşların mahkeme kapılarında yıllarca üzgün ve umutsuzca dolaşmalarını rahatlatmayla ilgili hiçbir hüküm yoktur.
- İhaleye fesat karıştırmak, dolandırıcılık, tehdit, zimmet, kara para aklama gibi suçları işleyen “dokunulmaz” kişilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını amaçlayan hiçbir madde yoktur.
- Halkın özgür istencinin sandığa ve Meclis’e yansımasını engelleyen barajla ilgili bir kural yoktur.
- Çağdaş hukuk devletinin vazgeçilmezlerinden olan ve anayasayı doğrudan ilgilendiren Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yüce yargı organlarının görüş ve önerileri bu değişikliklerde hiç yoktur.
Yoktur… Yoktur…
Peki ne vardır?
Bunun için de kısaca şunu belirtmek yeterli olacaktır:
1982 Anayasasının özünde yer alan “devlet otoritesi”nin yerini, bu değişikliklerle “siyasal otorite” alacaktır. Değişiklikler gerçekleştiği taktirde, iktidarlardaki siyasal erkler, devleti hep kendi siyasal anlayışları doğrultusunda yapılandırmaya çalışacaklardır. Bu tür yapılanmaların ise çağdaş demokrasilerde yer bulması olanaklı değildir.
Öyleyse yapılması gereken nedir?
1982 Anayasasının, bu yamalı bohçanın dikiş tutmayacağı artık iyice ortaya çıkmıştır. En doğrusu yeni bir anayasa… Toplumun her katmanının; tüm siyasal parti, üniversite, yüksek yargı organları, baro, sendika, üretici birlikleri, çevre örgütleri, meslek örgütleri ve benzeri sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katılımıyla, 1961 Anayasasının da gerisine düşmeyecek, o anayasanın kabulünden bu yana geçen 50 yıllık süreçteki gelişim ve değişimleri de içerecek bir çağdaş anayasa. Sabırla, bilimle, bilinçle, içtenlikle, önyargısız, paylaşımcı, kucaklayıcı bir anlayışla hazırlanacak olan yepyeni bir anayasa…
Beşinci anayasaya doğru!...
|