

Konunun yeterli açıklıkta anlatılabilmesi için öncelikle küreselleşme kavramının unsurları ile birlikte tanımlanmasında yarar olduğu kanısındayım.
İnsanlık tarihine baktığımız zaman değişimin bireysel yaşamdan toplumsal yaşama, yalın insan ilişkilerinden karmaşık sosyal ilişkilere, bu ilişkilerde işlem hızının arttırılmasına doğru olduğu hemen gözümüze çarpmaktadır.Canlıların oluşumunu açıklayan bilimsel yasalar, canlıların önce tek hücreli olarak evrende görüldüğünü milyonlarca yıllık evrim sürecinden sonra basit ve karmaşık yapılı canlıların anakaramızda yerlerini aldıklarını bize göstermektedir.
İnsan, evrendeki canlıların en karmaşık ve gelişmiş örneği olarak dünyada yerini aldığında tek başına yaşamaya çalışmış, daha sonra ateşi bulup tarımı öğrendikten sonra küçük gruplar (aile) halinde sosyalleşmeye başlamış, ardından daha geniş topluluklar (klanlar) oluşturmuş, tekerleğin bulunmasından sonra da klanlar arası ilişkiler yoğunlaşarak tarım devriminin etkisiyle şehir devletler, ardından da krallıklar ortaya çıkmıştır. Coğrafi keşifler, dinde reform ve düşünsel aydınlanmanın ardından çok uluslu imparatorluklar görülmüş, ardından sanayi devriminin etkisiyle uluslaşma süreci başlamış ve ulus devletler tarih sahnesindeki yerini almıştır
.Teknolojik gelişmelerin ulus bilincini kuvvetlendirip yaygınlaştırmış olmasına ve süreç içerisinde parçalanan imparatorlukların yerine kurulan ulus devletlerin görece bağımsız tüzel kişiliklere sahip olmasına karşın bölgesel, askeri, siyasi veya ticari birliktelikler oluşturmuşlardır. Bu örgütlerden aldıkları ekonomik ve askeri destek sayesinde, diğer devletler ile olan ilişkilerinin niteliğini belirlemişler, ulusal çıkarlarını maksimize etmenin yollarını aramışlar, dış ve iç politika dinamiklerini bu hedefe göre yönlendirmişlerdir.
Bu gelişmeler bize insanlık tarihinde küreselleşme sürecinin zannedildiği gibi yeni bir olgu olmadığını göstermektedir. Ancak bugünkü anlamda küreselleşmenin yukarda özetlenmeye çalışılan süreçle bire bir örtüştüğünü söylemek olanaklı değildir. Bugün yüklenilen anlamı ile küreselleşme; 20. Yüzyılın son çeyreğinde hızlanan bilişim devrimi ile birlikte gündemimize yerleşmiş bulunan daha çok uluslararası ve uluslar üstü karakter taşıyan büyük sermayenin dolaşım ve etkinliğini ifade eden emperyalist karakterli siyasal, sosyal ve ekonomik bir olaydır. Bilginin paylaşılması olanaklarının dev adımlarla gelişmesi, yeryüzünde farklı coğrafyalarda farklı kültürleri ile yaşayan insanların ticari aktörleri veya sivil toplum örgütleri aracılığı ile veya bireysel olarak ilişki kurmasını kolaylaştırmış, böylece devletten devlete siyasal ve ekonomik ilişkilerin yanında bireyler ve örgütler arası sosyal ilişkiler de inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.
Günümüz dünyasında, bilginin üretimi kadar paylaşımı da önem kazanmıştır. Bilişim çağı olarak nitelenen yüzyılımızda bilgi o kadar hızlı yayılmaktadır ki bu süreç içerisinde ulusal değerler olarak öğrendiğimiz bazı değerler yerini giderek uluslar arası ve uluslar üstü değerlere terk etmek zorunda kalmaktadır. Bilgi çağında ulusal özelliklerimizi ve çıkarlarımızı korumanın yolu, bu özelliklerimizi ulus üstü ve uluslar arası normlara uyumlu hale dönüştürmemize bağlı bulunmaktadır. Bu durumda da, ulusal değer ve ölçütlerini geliştirip değiştirerek uluslararası toplumun benimsediği değerleri yakalayamayan ulusların uygar dünya değerlerinden uzağa düşüp yalnızlaşmaları ve giderek varlıklarını koruma sorunu ile karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olmaktadır.
Bilginin sınırsız dolaşımı, öncelikle teknolojik gelişimin ivmesini arttırmış, daha sonra da başta ticaret olmak üzere tüm ekonomik faaliyetlerin özellikle çok uluslu ticari şirketler aracılığı ile yaygınlaşması sonucunu doğurmuştur.
İletişimdeki baş döndürücü bu gelişme dünyamızı inanılmaz ölçüde küçültmüş, yerkürenin en küçük köşesinde olup bitenlerin aynı anda diğer toplumlara ulaşmasının yolunu açmıştır. İletişimdeki bu hızlanma yeryüzündeki siyasal, ekonomik, sosyal sorunları algılama değerlendirme ve çözme konusunda insanlığa büyük olanaklar sağlamaktadır.
İşte yeryüzü ve hatta tüm evrenin- sanal bir olgu olarak-evlerimize kadar gelip bize ulaşması, küreselleşmenin bir başka yüzü olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.
Genel açıklamalardan sonra, küreselleşmenin ekonomiye, ticarete, sanayi üretimi ve pazarlamasına, savunma konseptlerine ve son olarak sosyal yaşama ne gibi etkileri olduğuna yakından baktığımızda belirtilen alanlarda önemli anlayış farklılaşmalarının ortaya çıktığı görülmektedir.
Ekonomilerin küreselleşmesi; sermayenin, tüm dünyada menkul değerler piyasaları, bankalar, uluslar arası sabit sermaye yatırımları, sıcak sermaye ve başka biçimlerde sınırsız bir dolaşım olanağına kavuşmasının yolunu açmıştır. Sermayenin bu dolaşımından ulusal yatırımlar veya başka araçlarla yararlanma olanağını yakalayamayan ülke ekonomilerinin gelişmiş sermaye piyasalarına sahip ülke ekonomileri ile rekabet etme şanslarının kalmadığı açıklıkla görülmektedir. Gelişmiş ekonomilerle rekabet olanaklarını yaratamayan ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel bağımsızlıklarını sağlamakta başarılı olma şanslarının bulunmadığı açıktır
Küreselleşmenin sanayi alanına yansımaları birçok cepheden değişik sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Emek ağırlıklı üretim modeli yerine daha çok makinanın ve hatta işçi yerine robotların ikame edildiği, gen teknolojisinin yedek organ üretmeyi hücre kopyalamayı başardığı bilinmekte, hatta etik ve insani sorunlar çözülebilirse insan kopyalamanın bile başarılacağı söylenmektedir.
Savunma sektöründeki teknolojik gelişmeleri küreselleşmenin getirdiği yeni olanaklarla birlikte düşündüğümüzde, bu gelişmelerin dışında kalan ülkelerin savunma sistemlerini gelişmiş ülkelerin tercihlerine göre planlamak zorunda kalacakları hemen göze çarpan risklerden biri olarak dikkatimizi çekmektedir. Bu durumda kalacak devletlerin savunma stratejilerini bağımsız olarak belirleme şanslarını kaçıracakları açıktır. Savunma alanında bağımsız seçenekler üretme olanağından yoksun kalan devletlerin bağımsız ulusal iç ve dış politik tercihlere yönelmelerinin de olanaklı olamayacağı bilinmektedir.
Ülkelerin güvenlik – refah dengeleri optimum düzeyde kurulamamış ise, küreselleşen dünyada etkin bir siyasal işleve sahip olamayacağı açıktır.
Ve nihayet küreselleşme sosyal hayatımızı da etkilemiş gözükmektedir. İletişim olanak ve fırsatının inanılmaz ölçüde yaygınlaşmış olması sonucu gelenek- görenek, etik değerler ve kültürel anlayışlar öylesine hızla değişmektedir ki ulusal-yerel değer sistemleri yerini uluslar üstü ve uluslar arası değerlere terk etmek zorunda kalmaktadır. Bütün bu sistemlerin değişmesi ulusal hukukları da etkilemiş ulusal hukuk normları uluslar üstü normlara göre yeniden düzenlenmek ya da uluslar üstü hukuk normları iç hukuk normu olarak uygulanmaya başlamıştır.
İnsanlık sonsuz yürüyüşündeki tarım devrimi aşamasında orta çağ din devletlerini, sanayi devriminden sonra laik ulus devletleri kurmuş, son aşamada bilişim devrimini gerçekleştirmiş ve küresel emperyalist devletlerin ortaya çıktığı yeni bir aşamaya geçmiş bulunmaktadır.
Yukarda özetlemeye çalıştığımız süreç ulus devletleri nasıl etkilemektedir? Ulus devlet modeli tarihi ömrünü tamamlamış mıdır? Ulusal değer ve çıkarlar terk edilerek emperyalist devletlerden birine mi eklemlenmek gerekmektedir? Bu sorulara farklı yanıtlar verilmekle birlikte tamamına olumlu yanıt verenlerin yeni mandacılar olarak adlandırılmasının yanlış olmadığını vurgulamak isteriz.
Küreselleşmeyi görmek ve olanaklarından yararlanma becerisini göstererek ülkesel ve ulusal planlarını yapanların bu süreçten bütünlüklerini koruyarak ve daha güçlenerek çıkacağından kuşku duymamak gerekir. Ancak kendi ülkesinin ve insanının değerini göz ardı edip emperyalist devletlerden birinin ve tabii ki A.B.D.nin kuyruğunda teslimiyetçi politikalara mahkûm olduklarını düşünen siyasal ve sosyal kadro ve grupların küreselleşmenin tanıdığı olanaklardan kendi uluslarının çıkarına sonuçlar üreteceğini düşünmek ham hayalden ibarettir. Bu yargımız diğer ülkeler için olduğu gibi kendi ülkemiz için de geçerlidir.
Not: Milli Güvenlik Akademisinin 48. döneminde yapılan yarışmada 4. olarak mansiyon alan bu değerlendirme 2005 yılındaki olaylar da gözetilerek yeniden düzenlenmiş ve günümüzdeki gelişme ve değişimlere de ışık tuttuğu kabulü ile bilginize sunulmuştur.
Sayfa Başına Dön