YARDIM ve YARDIMLAŞMA   

 İnsanlar yıllar boyunca yaşamlarını kolaylaştırmak için yardım ve yardımlaşma yollarını ve yöntemlerini araştırmışlardır. Oğuz Han 40 gün 40 gece eğlence düzenleyip, halkını yedirip içirmiş ve sonunda ülkesini oğulları arasında paylaştırmıştır. Eski Türk boylarında, yağmalı toy denilen bir gelenek vardı. Hakanlar bu geleneğe göre, yılın bazı günlerinde, halkına görkemli şölenler verirdi.  Halkın itaat ve sadakatına karşın, hükümdar onları doyurur, giydirir ve zengin ederdi. Bu Türk töresinin söylemi  "Halkın mesut olması için karnının doyması lazım" idi.  Kutatgu Bilik'e göre genel kanı, "Karabudun'un kaygısı hep karnıdır" olmuştur. 

Beyliklerde ve Osmanlı  Saraylarında ikindi namazından sonra sofralar kurularak halka yemek ikram edilmesi, aynı geleneğin devamı sayılabilir. Evliya Çelebi, 1453 te  fetihten sonraki en önemli olaylardan birisini "Büyük toy (han-ı yağma) yapıldı" diye nakletmektedir. III. Ahmet'in şehzadelerinin sünnet şöleninde bütün İstanbul halkı davet edilerek 13 gün yedirilmiş, içirilmiştir. Bu şölende bir günde 200 koyundan yapılmış büryan kebabı, 300 pişmiş koyun ve 4500 sini pilav ikram edildiği düşünülürse, halkımızın geleneklerinde  yardımın ne kadar önemli yer tuttuğu daha iyi anlaşılır.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yardım kuruluşlarının en yüksek biçimi olarak vakıfları görmekteyiz. Çeşitli alanlarda yardımlar, Vakıflar aracılığı ile  saltanat veya imaret sahipleri tarafından yapılmaktaydı. Bu vakıflar ile Türbe, Cami, Hanefi ve şafilere medrese, Hanikah, Darüssiyade   (Seyiddlere ilişkin misafirhane), Darüsşifa, Rasathane, Kütüphane, Devlet Arşivi, Mütevelliye ait bina, Umumi Hela, Umumi Hamam, Eytamhane, Metruk çocuk bakım yeri yapıldı. Ayrıca  dul kadınları, yoksulları, yolcuları, korumak; kimsesizlerin cenazesini kaldırmak, yolları temizlemek, kışın aç kalan kuşları beslemek, efendi korkusu olan köle ve cariyelerin kırdıkları çanak çömlekleri ödemek için bile vakıflar kurulmuştur.  

Cumhuriyet döneminde bile, tahtacı Türkmenlerde cuma akşamları pişen yemeklerden en az üç komşuya götürülmesi geleneği sürmektedir. Ayrıca, cem ayinlerinde kesilen kurbanlardan düşkünlere "Tercüman Lokması"; misafirlere ise, '"Mihman Lokması" adı altında et ikram edilirdi.  Yakut ve Azerbaycan Türklerinin geleneklerinde muhtaç insanlara damızlık hayvan vermek ve evlenen yoksul kızlara yardım etmek gibi gelenekler vardır.

Türkiye'de  diğer Türk boylarından farklı olarak başakçılık  denilen bir yardım şekli gelenekleşmiştir.  Sünnet veya evlenme törenlerinde yapılan takı merasimleri ve  çoğu içkili yemek ziyafetleri; askere gidenlerin onuruna verilen ziyafetler ve  ceplerine sokuşturulan harçlıklar, yeni ev alanların evlerine ilk gidildiğinde alınan ev hediyeleri ve evdeki misafir ağırlama şölenleri  Türkleri ulus bilincine ulaştıran ve bu bilincin güçlenerek devamını sağlayan en önemli unsurlar olduğuna inanmaktadır.Türklerin Müslümanlıkla tanışmalarından sonra, geleneklerindeki yardım yöntemlerine kurban, fitre ve zekat  gibi yeni boyutlar eklenmiştir.    

Genel olarak yoksula, düşküne, dul ve yetime veya herhangi bir yüce amaca hizmet etmek için herhangi bir kişiye veya topluluğa  karşılıksız olarak yapılan yardımların amaçları ve yöntemleri çoğu kez farklılık göstermiştir. Ama hepsinde ortak olan "Karşılık beklemeden bir başkasına çıkar sağlamak" olarak gözükmektedir. Bunun yanında  iktidarları ele geçirmek, ele geçirilen iktidarları sürdürmek, servet sahibi olmak, servetin tehlikelere karşı korunmasını sağlamak, telafisi mümkün olmayan hataların vicdani huzursuzluğundan kurtulmak, dinsel inançların emirlerini ve isteklerini yerine getirerek, yaşanılan ve öldükten sonraki  hayatlarda ceza görmeden iyilikler içinde yaşamlarını sürdürebilmek  gibi nedenlerle de yardımların yapıldığı bir gerçektir.

Hangi amaçla ve yöntemle yapılırsa yapılsın, Anadolu insanının hayatında yardımların önemi halen sürmektedir. Bu önem Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyetin kuruluşunda daha iyi anlaşılmıştır.Yardımların  tartışılan amaç ve yöntemlerinin olumsuzluklarının giderilmesi için, sosyal devlet kavramı anayasalarımızın en önemli maddesi olarak kalmıştır. Devlet, kimsesizlerin kimsesi olmuştur. Halkın karnının doyması için hakan şölenleri, padişah sofraları, zengin adamların davetleri, fitre ve zekat  gibi  karşılıksız yardımlara gerek kalmadan, uygar insanların yardımlaşma yöntemlerine ve kurumlarına kavuşulmuştur. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ - Kur, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu, Kızılay, Bakımevleri, Koruma Evleri ile Merkezi ve Yerel Yönetimlerin yardım ve yardımlaşma kurumları Cumhuriyetimizin en büyük başarılarından birisidir. Bu kurumların amaçlarına ulaşabilmeleri için halkımızı bahşiş, yardım, bağış, miras, rüşvet veya şans oyunları gibi emek harcamadan elde edilen gelirle yaşamaya özendirmemek ve alıştırmamak gerekir. Ayrıca, karşılarında bağımsızlık savaşı verdiğimiz emperyalist devletlerden karşılıksız silah, para veya hizmet almak için bir takım politik manevralar yapmanın halkımıza ve devletimize uzun vadede yarar yerine zarar getireceği apaçıktır.

Onurlu, çalışkan ve başarılı bireylerin oluşturduğu bir toplum isteniyorsa, karşılıksız yardım kurumlarının değil, çağdaş yardımlaşma kurumlarının toplumsal ilişkilerde egemen olması gerekir. Devletler arası ilişkilerde de  karşılıksız yardımları beklemek yerine, çağdaş yardımlaşma kurumlarının özgür üyelerinden birisi olmaya özen gösterilmelidir.

2006

 

Anasayfaya Dön

 

 
makaleler