YANGIN

Yanmaya uygun olan maddelerin bulunduğu her yerde, yanma koşulları olgunlaştığında  herhangi bir nedenle yangın çıkması olasıdır.Yangın kırsal bölge insanlarının yerleşim yerlerinde çıkmış ise, olay daha da dramatikleşir. Yangın söndürme araçlarına ve örgütlenmelerine sahip olmayan kırsal kesim insanı, böyle olaylarda çoğu kez çaresiz kalmaktadır. “Yangın bacayı sarmışsa yapılacak pek şey kalmaz” özdeyişini geliştirmiştir yılların deneyiminden sonra. Belki ilk anlarında yangını söndürmek olasıdır ancak, o ilk an bilinebilseydi, anlaşılabilseydi, yangın da olmazdı aslında. İşte o zaman, yani yangının bacayı sardığı andan sonra, önce canlıların kurtarılmasına çabalanır. Ardından yükte hafif, pahada ağır olan veya yaşamsal özellik taşıyan eşyalar kaçırılır yangın yerinden. Önce çeyiz sandığına sarılır kadınlar. Erkekler buz dolabı veya çamaşır makinesi gibi hayatlarını kolaylaştıran beyaz eşyalara sarılırlar. Çocuklar genelde yüksekçe veya güvenli bir yerden yangını seyrederler. Bazen ağlamayı bile unutur çocuklar. Öyle heyecan vericidir ki insanın evinin yanması, düşünme yeteneklerini yitiriverir birkaç dakika içerisinde o çaresiz çocuklar.

Ne kurtarabilirsem kazançtır düşüncesiyle çabalayan anne ve babalar, yangının büyümesinden sonra, anılarla dolu mekanlarının yanarak yok oluşunu ellerini önlerinde kavuşturarak seyrederler. Hayallerinin birkaç dakikada kül oluşunu izlerler suskun ve kederli. Komşular kısa zamanda yetişirler yangın yerine. Hepsi de yangının büyümesini önlemek için çabalarlar. Yangının büyümesi demek kendi evlerinin de yanması anlamına gelir köylük yerde. Topyekün yanmış bir köyün yaşanan öykülerini çok anlatmışlardır birbirlerine. İşte o nedenle bilirler topyekün yangınların acılarını. Bu düşünceyle öylesine çalışırlar ki yangını söndürmeye, hiçbir güç bunların çalışmalarına ara verdirmeye yetmez

Yangın bazen insanların çabalarıyla, çoğu kez de kendiliğinden söner. Kül yığınlarının karşısında kümelenen çocuk, kadın ve erkekler arasında ilk sessizliği bozan yangında evi yanan aile reisleri olur. Yapılacak bir şey kalmadığını anladıktan sonra başlar konuşmaya yangın sahibi. Kendi yangınının ayrıntılarının anlatılmasını kimseye bırakmaz. Tüm ayrıntılarıyla o bilir yangınının öyküsünü. Belki ömrünün en önemli tek anıdır bu. Herkes susup onu dinler can kulağıyla. O da yangınını ballandırarak anlatmaya başlar. Teslim olmuş, yenilmiş pehlivanların nedametiyle sonuca katlanmaya başlamıştır artık. Böylece kendisini ve yakınlarını teselli etmenin zamanı geldiğine inanır. Çoğu kez kendisinde hiçbir hatanın olmadığını anlatmakla başlarlar konuşmaya. Her cümlenin özünde, bu yangında ne kendisinin ne de karısının hatasının olmadığı anlatılır. Suçlu bazen çocuklardan birisi olur. “O da ne yapsın? Zavallı çocuk. İster miydi böyle olmasını?” diye başlardı çocuğu örselemeden suçlamaya. Bazen de toplum tarafından sevilmeyen birisi varsa onun üzerine atılır suç. “Allah bilir ya, günahını almak ta istemiyorum ama, onu birileri görmüş elinde sigara ile oradan geçtiğini” diye başlarlar konuşmaya.

Yangının kendi tedbirsizliğinden olduğunu bilse bile bunu söylemenin bir yarar getirmeyeceğini bildiğinden, başka bir suçlu aramak için çabalar durur. Elektrik kaçağı her zaman imdadına yetişir zavallının. “Nerden bileyim, elektrik kaçağı varmış”  diye başlayınca, gerçek suçlunun  elektrik kaçağı olduğu herkesçe hemen kabullenilir. Bu anlatım sürecinde kesinlikle kendisinin hatalı olmaması gerekir. Doğrusu da budur. Hatalı olduğuna bir inanırsa, böyle bir yıkımın altından kalkarak nasıl yeniden ev yapmaya ev eşyaları almaya cesaret ve kararlılıkla başlayabilir? Evet evet, kendisi suçlu olmamalı bu yangında. Kendi suçlu olursa, bir kez buna inanırsa işte o zaman her şey bitti demektir.

Diğer afetlerde de böyledir. Dere yatağına ev yaptığı için ilk taşkında evini sele kaptıran baba, hemen devleti  veya afeti suçlamaya başlar. Deprem kırılma fayları üzerine, depreme dayanıklı olmayan ev yapan baba, ilk depremde yıkıma uğrayınca kendinin suçlu olduğunu aklına getirmez bile. Suçluluğu aklına gelse bile, bu düşünceden hemen kaçmak, uzaklaşmak ister. Bunu çabucak yapmanın yolu da kendi dışında bir suçlu bulmak ve buna inanarak, çevredekileri de inandırmaktır.  Yoksa, kendi suçluluğuna bir inanırsa, yaşamanın bir anlamı kalmayacaktır kendisi için.

Kara dumanlar dağın arkasından göğe doğru burularak yükselmeye başlayınca, Avut mahallesinde yangın olduğu anlaşıldı. Kadının birisi  “Eyvah!.. Desene birisi daha mahvoldu” diye yakınırken, kocası olaya daha serin kanlı yaklaşarak “Kimin evi yandı acaba? Belki samanlık yanmıştır” diyordu. Meydanda toplananlar bu dumanın ev yangınından olduğunu bildikleri halde kimsenin dili varmıyodu gerçeği dillendirmeye.

Yangının ayrıntılarını öğrenmek ve birşeyler yapıldığını göstermek için hemen birtakım çalışmalar başlar. Belediye başkanı beldenin saatte 30 km hız yapabilen eski model avistin marka yangın söndürme aracını yola çıkarır. Bu araç yangın yerine ulaşana kadar yangın sönmüş olur çoğunlukla. Ama görev yapılmalı her zaman. En azından yeni yangınların çıkması önlenmeli. Devletin varlığı vatandaşa hissettirilmeli. Yarın seçimlerde olumsuz propaganda malzemesi olarak kullanılmamalı bu olay. Belediye başkanı makam aracı ile hızla yangın yerine ulaşır. Teselli eder yangında zarar görenleri. Cana gelmemiş ise zarar, bununla teselli eder yangın sahibini. Şükretmesini sağlar tanrıya. Beterin beteri olduğunu anlatır ilinç yangın örnekleriyle.

Ertesi gün beldenin bakkalı bir koli yiyecek, fırıncı bir çuval un atar arabaya ve birlikte yangın sahibinin evine geçmiş olsuna gidilir. Birkaç gün sonra Belediye başkanı bir kamyon tuğla yıktırır  yangın küllerinin yanına. Görevli “Bu başkanın yeni ev için hediyesi“ der kurnaz ve gururla. Yangın sahibi, ilk geceyi en yakınlarının evinde geçirir. Ağlamadan ve acısını içine gömerek anlatır durur hep. Sonuca öyle alışır ki,  hemen yeni hayaller kurmanın eşiğinde bulur kendini. Yangından sonra yangının çıkma nedenini aramak, gerçek suçluyu sorgulamak, temel çözümleri araştırmak yasaktır bu yerlerde. Böyle düşüncelerle ortaya çıkarsan, herkes bütün hıncını senden alır. Önce 'Sen fazla konuşma. Yapabiliyorsan bir tuğla da sen koy yangın yerine.Yoksa sonsuza kadar sus ve böyle kal' diyen gözlerle bakarlar. Sonra ....

Buraya kadarını anladık ama, ya Haydarpaşa Gar yangınına ne demeli ...

Not: 31.11.2003 günü Avut mahallesinde bir ev yandı.

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
makaleler