OYALAMACA
Aydın Altunöz
Bizim zamanımızda köy öğretmeni, ders saati içinde önemli bir işi çıktığı zaman; öğrencilerine, sonucu kesin olarak veya çabucak bulunamayan veya onları belirli bir zaman oyalayacak bir soru sorar ve dışarıdaki işine giderdi.
Böyle sorulara birkaç örnek verelim:
- Bir otomobil Kızılay'dan Çankaya'ya 20 dakikada giderse, Batıkent'te domatesin kilosu kaç liradır?
- Bir denizaltı komutanı, birliğin berberine herkesi tıraş etmesini emretmiş. Ancak, kendi kendini tıraş edebilenleri tıraş etmeyeceksin demiş. Herkesi tıraş eden berber, sıra kendisine gelince başlamış kara kara düşünmeye. Ben kendimi tıraş edebilirim. Komutanın emrine uymam gerekiyor. Öyleyse kendimi tıraş edemem. Kendimi tıraş edemeyeceğime göre, komutanın emrine göre, kendimi tıraş edebilirim...... Acaba bu berber kendisini tıraş edebilmiş midir?
- 2 milimetre kalınlığındaki kağıdı 100 kez katlarsanız, katlanmış kağıdın kalınlığı ne kadar olur?
- Ok ile hedef arasındaki uzaklık 10 metredir. Hedefe atılan ok önce yolun yarısını; ardından, geriye kalan yolun yarısını kat etmektedir. Her aşamada geriye kalan yolun yarısını kat etmek koşuluyla, ok hedefe ulaşabilir mi?
Öğrenciler bu tür sorularla sınıfta hep birlikte uğraşırken, öğretmen sınıfın dışındaki önemli işini bitirip sınıfa döndüğünde, öğrencilerin ortak sorunu halen çözüme kavuşmamış olurdu.
Kendilerini büyük, gelişmiş, uygar ve akıllı gören; ülkemize, Orta doğuya ve giderek Dünyaya özgürlük ve barış getirmeyi kendilerine hak ve görev sayan ülkeler de, Anadolu insanına, sonucu kesin olarak belirlenemeyecek bir iki görev verip, dışarıdaki önemli işlerini yapmak istiyorlar.
Bizi içeride oyalamak için kullandıkları yöntemler aynı olmakla birlikte, çoğunlukla konular dönemlere göre farklı olmaktadır. Bu oyalama konularına birkaç örnek verelim:
- Ülkemizin kalkınması ve halkımızın mutluluğu için sağcılık mı iyi solculuk mu?
- ABD veya AB kurulduğuna göre, Türk Devletler Birliği veya Müslüman Devletler Birliği kurulamaz mı?
- Halk İslamı mı, resmi İslam mı, ılımlı İslam mı daha iyi?
- Lozan Antlaşmasını hükümsüz sayıp, Sevr Antlaşmasının hükümlerini uygulayabilirler mi?
- Kadından ve Gavurdan tanık olur mu?
- Müslümanlıkta evleneceklerin alt yaş sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12 dir. Ülkemizde de bunu uygulasak iyi olur mu?
Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Gelecekte ise daha farklı örneklerle karşılaşabiliriz. Ama bu gün için en önemli örnek, insanlarımızın kimlik ve dinsel sorunlarının öncelikli sorun olarak ortaya çıkarılmış olmasıdır. Böylece ülkemizde işsizlik, açlık, yokluk, devlet kurumlarının talanı, ihale yolsuzlukları ve ülkemizin yabancılara pazarlanması (satılması) gizlenmiş olacak; ülkemizin dışında ise, enerji kaynakları, enerji yolları, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile pazarlar ABD, AB veya çok uluslu şirketler tarafından denetim altına alınacaktır.
Yeniden düşünelim ve şu soruları yanıtlayalım:
- Öğrenci olmadığı veya az olduğu için okulları kapatılmış, cemaati yok denecek kadar az olan köylere camiler yaptırılarak maaşlı imamlar atadık. Şimdi de laikliği yeniden tanımlayarak, türbanlı bir bayanı cumhurbaşkanı seçsek,
- 65 yaşındaki erkeklerle 9 yaşındaki kız çocuklarımızı evlendirsek; miras hukukumuzu değiştirerek erkeğe tam, kadına yarım hisse versek,
- Devletçilikten vazgeçtik, Atatürk'ün kurduğu KİT lerin kökünü kazıdık. Geriye kalanları, avanak yabancı şirketlere üç kuruşa satsak, onları kazıklasak,
- Avrupa Birliğine tam üye olsak ve Fransa'da yaşayan Ermeniler toprak satın alarak Van ilimizde iş yerleri açsalar,
- Her vatandaşımızın alt kimliklerini üste çıkarıp, kişisel özgürlüklerini sınırsız olarak kullanmalarını sağlasak,
- Bu ülkeyi bizim gibi sevmeyenler, ülkemizi terk etseler,
- Dolar milyarderi iş adamlarımızın sayısını 25 e yükseltsek,
- Ulusal çıkarlarımızı önemsemeden, AB veya ABD nin her isteğine evet desek,
- Devletin bütün birimlerine AKP nin, Fettullah hocanın veya Adnan hocanın kadrolarını yerleştirsek,
Ülkemizin insanlarının bu günleri ve gelecekleri güvence altına alınmış olabilir mi? İnsanlarımız iş, aş ve barınma gibi doğal ihtiyaçları; çocuklarının eğitim sorunu, kendilerinin sağlık sorunu, sosyal sorunları çözümlenmiş olabilir mi?
Bu sorulara evet diyecek vatansever bir babayiğit varsa, beni de inandırsın. Ben de o baba yiğidin ellerinden öpeyim. Eğer böyle bir babayiğit çıkmayacak ise, ben de bu tür yazılarımı aslanlar gibi yazmaya devam edeceğim.
(25 Mayıs 2006 tarihinde ÇAĞ ANKARA gazetesinde yayınlanmıştır)
|
|