NERDE O ESKİ ÖĞRETMENLER? 

Eski dönemlerde öğretmenler, zamanlarının bir bölümünü Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) veya Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) lokallerinde değerlendirmeye çalışıyorlardı. Lokallerde alkollü içecek satılamıyordu. Bu hem yasal zorunluluktu, hem de öğretmenlerin ortak kararıydı. Öğretmenler tost veya  simit ile birlikte çay, kahve veya soğuk içeceklerle yetiniyorlardı. Lokallerde Yaygın olarak altmışaltı, elli bir, briç, aznif, satranç gibi oyunlar  oynanıyordu.

Her hafta olmasa bile, her ay kesinlikle seminer çalışmaları, konferanslar, paneller, açık oturumlar düzenlenerek, hem öğretmenlerin hem de yöre insanlarının farklı konularda bilinçlendirilmesine çalışılırdı. Köy Enstitülerinin ve öğretmen okullarının kuruluş yıl dönümlerinin kutlanmasına önem verilirdi. Yaşlı ve genç öğretmenlerin bulunduğu bu toplantılarda, geçmişin bilgi ve deneyimleri yeni kuşaklara usulca aktarılıyordu.

Ne Yaptılar?           

Ne zaman ki bu usulca aktarma işlemleri ürünlerini vermeye başlayınca, çıkarlarının zarar göreceğini anlayanlar, öğretmenin uyandırma görevini tartışmaya açtılar. Öğretmenlerin sadece A,B,C öğretmekle yetinmesi gerektiğini savundular. Müfredat ile belirlenen konuların dışındaki bilgilerin öğrencilere verilmesindeki sakıncaları hararetle savundular. Bu da yetmedi, müfredat ile belirlenen konuların bilgilerini ders kitaplarıyla sınırladılar. Eğitim kurumlarına, bakanlığın izni olmayan yayınların girmesini yasakladılar. Yasaklar hızla devam etti. Okullara gazete ve dergi getirmek bile sakıncalı sayıldı. Bu da yetmedi, dışarıdan gizlice öğretmenleri izlemek için, dersliklerin kapılarına küçücük camlı delikler açıldı. Öğretmenler, bu katı tutumlara karşı korkmadan, yılmadan öğretmen okullarında öğrendikleri, doğru bildikleri doğrultuda eğitim ve öğretim işlerine devam ettiler.

Öğretmenin toplumsal uyanışa ve bilinçlenmeye yaptığı katkıyı durdurmayı başaramayanlar, onların bu güçlerini kendi düşüncelerine hizmet edecek şekilde kullanmaya çalıştılar. Öğretmen örgütlenmesindeki tekliğin verdiği gücün farkına vararak, yeni öğretmen örgütlenmelerinin oluşumunu sağladılar. Aynı öğretmen okullarında eğitim görmüş, farklı düşüncedeki öğretmenlerin,  farklı öğretmen örgütlerinde olmaları da sonucu pek etkileyemedi. Bu kez, öğretmenlerin üzerine ilköğretim veya ortaöğretim müfettişleri gönderilerek baskı yapılmak istendi. Teftiş kurullarının elemanları da aynı öğretmen okullarında eğitim gördüklerinden, örgütlü öğretmenlerin başarılarını görmekte, anlamakta ve onaylamaktaydılar.

Eğitim kökenli olmayan Milli Eğitim Bakanları bu kez, sürgün kararnameleri ile öğretmenler üzerinde baskı oluşturmaya başladılar. Nakil kararnamesini alan her öğretmen, vatanı kurtarmak için savaşa katılan kahramanlar gibi Anadolu�nun her köşesine seve seve göreve gitti. Yeni görev yerine giden her öğretmen, o yörenin halkı tarafından sevilerek, kabul ve saygı gördü.

 Sonuçta Ne Oldu?          

Köy Enstitüleri gibi Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları kapatıldı. Bu kurumlarda yetişip, söz dinlemeyen öğretmenlerden bir bölümü öldürüldü, hapse atıldı, meslekten atıldı, zorunlu emekli edildi, başka kurumlara dağıtıldı. (Öğretmen okullarının binaları ne oldu? demeyin. Hepsini bilemem. Ama  bu yazıyı hazırlamaya karar verdiğim yer, bir zamanlar Perşembe ilköğretmen Okulu olan, şimdi Otelcilik Meslek Okulunun deniz manzaralı bahçesidir.)          

Bu öğretmenler, yine rahat durmadılar. Siyasi partilere üye olup, politikaya atıldılar. Milletvekili veya bakan oldular. Sendika, dernek veya kooperatif başkanı; hukukçu, edebiyatçı, ressam, şair, gazeteci oldular. Devletin eğitim kurumlarına karşı seçenek oluşturabilecek nitelikte üniversite, ortaöğretim, ilköğretim, okulöncesi eğitim kurumları, dershane veya etüt eğitim merkezi kurdular. Ders kitapları, yardımcı ders kitapları yazdılar, bu eserlerini kendi tesislerinde bastılar, dağıttılar ve iş adamı olup, zengin oldular.

 Ne Değişti?          

Buca Öğretmen Evinin resteorant bölümünde yemek yerken, öğretmenlik yaptığım yıllardan bu yana neler değişti diye düşünmeye başlamıştım ki, soğuk bira bardağını ağzına kadar doldurmuş garson yanıma yaklaştı. Eğitimli garson bira bardağını masaya usulca bırakırken, saygıda kusur etmemeye çalışıyordu Özenle yerleştirilmiş masaların üzerindekiler, birinci sınıf lokantaları aratmayacak kalitedeydi. Yanlarında bayan olmayanlar bazen kendiliklerinden, bazen ise garsonların özel meslek yeteneklerinden olsa gerek, hepsi aynı köşedeki masalarda yemek yiyorlardı.          

İki delikanlı gecenin ilk saatlerinde şarkı söylemeye başladı. Şarkılar, bizim öğretmenliğe başladığımız yetmişli yılların şarkılarıydı. Şarkı söyleyenin küçük bir uyarısından sonra, beyaz saçlarının arasında birkaç tel siyah saçı bulunan, orta yaşlı iki öğretmen  çift piste gelerek dans etmeye başladı. Şarkıcı genç özellikle, "Yıldızların altında" şarkısını emekli öğretmenlerin danslarının ritmine uydurmaya çalışıyordu.          

Birkaç dakika sonra üniversite çıkışlı genç öğretmenler de dans etmek için piste geldiğinde, söylenen yeni şarkıların ve dansların hızına uyum sağlayamayan emekli öğretenler pistten ayrıldılar. Yavaş adımlarla masalarına yöneldiklerinde, dansa katılmayan çoğunluk el ele tutuşan emeklileri coşkuyla alkışlarken; aralarından birisi NERDE O ESKİ ÖĞRETMENLER? diyordu.

(08 mart 2006 da ÇAĞ ANKARA gazetesinde yayınlanmıştır)

 

Anasayfaya Dön

eğitim