HAYRET      

Geçen yılların birinde, kurduğu siyasi partinin genel başkanı olan emekli generallerden birisi yayın kurulunda bulunduğum gazeteyi ziyarete gelmişti. Sohbetin en önemli konuları arasında  “ÜLKENİN  SORUNLARI KARŞISINDA ASKERLERİN YERİ” vardı.

Konuğumuza  “Yeni general olan komşumuzu kutlamaya gittiğimde, askerlerin ülke yönetimine ara sıra da olsa müdahale etme nedenlerini öğrenmek istediğim zaman şöyle bir yanıt verdi: Ülke tehlikeye düştüğünde son kurtarıcı ordu olduğuna göre, her zaman hazırlıklı olmamız gerekir. Sivil siyasetçiler, gelecekteki potansiyel tehlikeleri görüp önlemler almak için alternatif politikalar üretmedikçe, askerler daima sivil siyasetçilerin işine karışacaklardır.” Demişti. Bu konuda sizin düşünceniz nedir diye sormuştum.
Konuğumuz,

Asker konuşmalı. Asker konuşmadığı zaman, darbe yapılır.

 1970 li yıllarda solcular, milliyetçiliği; ülkücüler, karşı milliyetçiliği savunmuşlar.

12 eylülden sonra ordudan resen emekli edilenler iyi çocuklardı. Ben iki yüzbaşıyı yakından tanırım. Haklarında iyi mütalaada bulunmuştum. Ama ordudan ayırdılar. Onların kanına girdiler.

PKK ve dincilik 12 eylülden sonra büyüdü. Büyümesine sebep olan vatan hainidir.

demişti.

       Bir zamanlar milliyetçi cephe hükümetinin başbakanlığını yapan önceki Cumhurbaşkanlarımızdan birisi Başkent Üniversitesinde  düzenlenen “2007 YILINA GİRERKEN TÜRKİYE: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ” sempozyumunda,

Küreselleşmeyi, iletişim ve bilgi çağını  iyi bilmeli; getirdiği rüzgarları iyi izlemeliyiz.

Bu rüzgarların içeri girmesini engelleyemeyiz.

Küresel ekonomiye uyum sağlamalıyız.

Onlar uyduracaklar, öyleyse siz uymaya çalışın.

Her devlet diğerine bağlıdır. Bağımlı olmak ayrı iştir.

Kürt-Türk, laik-anti laik, dindar-çağdaş gibi kutuplaşmalara karşı çıkalım.

demişti. 

          Devrimci, aydın ve kültürlü insanların bulunduğu Artvin Kültür ve Dayanışma Derneğinde “DEMOKRASİ VE AYDINLANMA” konulu konferansta konuşmacı olan bir profesör, Doğrudan Demokrasi ve Temsili Demokrasi ile ilgili bilgiler verirken, Katılımcı demokrasi ile ilgili bir tek cümle bile söylemedi. Nedenini sordum, yanıt vermedi.

Demokrasi ile cumhuriyet arasında tercih etmemiz gerekirse, Cumhuriyeti tercih etmeliyiz.

Demokrasi aksayabilir. Daha sonra tekrar demokrasiye dönülebilir.

anlamında konuşmasını tamamlayınca, dinleyicilerden birisi “Siz derin Devlete mi çalışıyorsunuz?” demişti.

   İnsan yaşadıkça nelere tanık oluyor ve nelere şaşıp, hayretler içinde kalıyor?...

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
makaleler