FARKLILIKLARIN KESKİNLEŞTİRİLMESİ      

Osmanlı devleti imparatorluk olma sürecinde millet sistemini tercih etmiştir. 15. yüzyılda İmparatorluk, Müslüman unsurların dışındaki Rum Ortodoks, Ermeni ve Musevi inancına sahip olanları farklı milletler olarak görüp, aralarındaki farklılıkları hatırlatan, koruyan, geliştiren, netleştirip keskinleştiren ve aynı zamanda resmileştiren yönetim biçimini uygulamaya başlamıştır. Ayrıca Gürcü, Süryani, Sırp, Bulgar, Ulah gibi cemaatleri de aynı yöntemle yönetmeyi uygun görmüştür.

III.Selim dönemi ile Müslüman olmayan milletlerin ve unsurların hem kendi aralarında hem de Müslümanlar arasındaki farklılıkların netleştirilerek keskinleştirilmesine daha çok önem verilmiştir. Müslüman olmayan milletlerin ve unsurların kent merkezlerinde ata binmeleri, kaldırımlarda yürümeleri, Müslümanların önünden geçmeleri, hamamda nalınsız gezmeleri, yapacakları evlerin belirli boyut ve rengin dışından olması yasaklanmış, aksine davrananlar cezalandırılmıştır. Hatta daha da ileri gidilerek Ermenilerin şapka ve ayakkabıları kırmızı, Rumların siyah, Yahudilerin mavi olması zorunlu hale getirilerek, Müslüman olmayan milletlerin ve unsurların giysi renkleri bile tespit edilmiştir.

Tanzimat'tan sonra ıslahat fermanıyla getirilen eşitlik, hak, hukuk ve özgürlük gibi kazanımları çoğu milletler Müslümanlardan çekinmeden ve korkmadan uygulamaya başlamıştır. Birçok yeni kilise yapan Hıristiyanlar dinsel bayramlarını yeşil giysiler içinde coşkunlukla kutlayarak, yeni yaptıkları meyhane ve tavernalarda eğlenmeye başladılar. Askerlik hizmetinde eşitliğin getirilmesi hemen uygulamaya konmamış, Müslüman olmayan milletlerin ve unsurların bedelli askerlik yapmaları uygun görülmüş olmasına karşın, Hıristiyanlar vergi vermemek için Müslümanlar gibi askerlik yapmayı istemişlerdir.

Yıllarca keskinleştirilmiş farklılıkların birbirinden ayırdığı milletlerin üzerinde baskı uygulamayı başararak yaşamaya alışmış Müslümanların eşitlik ve özgürlük ortamında kaybettikleri göz önüne getirildiğinde, yeni yönetim biçimine ve öteki milletlere karşı duyduğu huzursuzluğu tahmin etmek güç sayılmaz.

Tanzimatla getirilmesi düşünülen eşitlik, hak, hukuk ve özgürlük gibi kazanımlar ülkedeki farklılıkların netleşmesine, keskinleştirilmesine ve çatıştırılmasına bir başka şekilde hizmet etmeye yaramıştır. Ticaret, bankacılık, kredi, kuyumculuk gibi işler Müslüman olmayan milletlerin elinde toplanmış, bu milletlerin iyi eğitim almış insanları devlet görevlerine alınmış olduğundan, milletlerarasındaki zenginlik karşılaştırılmasında nüfus ile ters orantılı kazanç birikmeleri gözlenmeye başlamıştır. Böylece farklılıklar sınıflandırılmasına yeni bir farklılık kavramı olan kazanç yani para da eklendiğinden, huzursuzluk ve çatışmaların önlenmesi için ilginç bir yöntem geliştirilmiştir. Yerel yöneticiler, ulema, ya da yörenin ileri gelenleri, keskinleşmiş farklılıkların doğurduğu huzursuzluk ortamlarında Müslüman olmayan milletlerden ve unsurlardan kendilerini koruma karşılığında koruma bedeli, bağış, borç, fidye, özel vergiler ya da hediyeler almaya başlamışlardır. Hatta daha da ileriye gidilerek farklı milletlerin ya da unsurların birbirleriyle yaptıkları mücadeleler ya görmezden gelinmiş ya da el altından teşvik edilmiştir. 1860 Şam olayları sürecinde bir yönetici Dürzi ve Hıristiyanları kastederek "bırak köpekler domuzlarla dalaşsın" (Gökbilgin,age.,s.700-701) demiştir. Bu bölgedeki Sünniler Şiileri, ikisi birlikte Dürzileri, hepsi birlikte Nusayrileri; Maruniler kendi dışındaki hiçbir kimseyi sevmiyor; Rum Ortodokslar Rum Katoliklerden ve Latinlerden iğreniyor, bunların hepsi Yahudileri küçümsüyorlardı. (Adil Baktıaya. Osmanlı Suriyesizde Arapçılığın doğuşu s.197)

Bin dokuz yüz ile başlayan yıllarda önceden keskinleştirilmiş farklılıklarla hangi devletlerin yıkıldığını, hangi yeni devletlerin kurulduğunu ve bunlar arasındaki kural tanımaz amansız savaşların kaç binlerce insanın ölümüne neden olduğunu; evlerin, okulların, hastanelerin, fabrikaların yıkılıp yakıldığını iyi bilmekteyiz. Her fırtınanın sonunda yaşanan dinginlik gibi, bu savaşların sonunda da keskinleştirilmiş farklılıkların egemen olduğu milletler arasında uzunca bir süre içeriği tartışılabilir bir barış süreci egemen olmuştur. Belki eskiye göre iyi olmuş sayılan, keskinleştirilmiş farklılıklar arasındaki niteliği değişmiş savaşların barış gibi görülmeye başlamış olması da kabul edilebilir. Ancak, günümüzde yaşadığımız çağa göre ilkel (çağ gerisi) sayılabilecek farklılıkların araştırılarak netleştirilmesi, netleşmiş farklılıkların keskinleştirilerek korunup geliştirilmesi, hatta yasallaştırılması kime, hangi sınıfa, hangi ırka, hangi etnik kökenden olanlara, hangi dinden ya da mezhepten olanlara kazanım sağlayacaktır?

İnsanı öteki canlılardan ayıran farklılıkların araştırılıp netleştirilmesi ve netleştirilmiş farklılıkların korunup geliştirilmesi yaşadığımız çağın en değerli dayatmasıdır. Bireysel özgürlük kavram ve kapsamının da önemli gelişim gösterdiği çağımızda, her insanı ötekinden ayıran farklılıklarının da araştırılıp geliştirilmesi ve sıkıca korunması gereklidir. İlkel (çağ gerisi) dönemlerdeki farklılıklarımızın korunması ve geliştirilmesi için verilen her uğraş günümüz insanına yeni savaşlar, yıkımlar, acılar ve kötülükler getirmektedir. Bu nedenle, yaşadığımız çağın gereklerine uygun bireysel farklılıklarımızın araştırılıp geliştirilesi, keskinleştirilip netleştirilmesi, korunması hatta yasallaştırılması herkesin yararına olacaktır.

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
makaleler