DÜNYA BARIŞI

Dünyada bazen yerel, bazen genel olmak üzere sürekli savaşlar olmuştur. İki büyük dünya paylaşım savaşından sonra, sosyalist devletlerle emperyalist devletler arasında soğuk savaş dönemi yaşanmıştır. SSCB nin dağılmasından sonra, yeni kutuplaşma olarak medeniyetler arası çatışmanın (Samuel P. Huntington'un medeniyetler çatışması tezi) hızla büyüyeceğini iddia edenler çıkmıştır. Bu savı doğrularcasına, yakın zamanlarda Ortadoğu ve batı Avrupa'da Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında veya Müslümanlarla Museviler arasında kanlı savaşlar olmuştur.

Bu tezin açıklanmasından sonra Amerika Birleşik Devletlerinde 11 ELÜL 2001 olayı oldu. BM güvenlik konseyinin hiçbir devlete meşru müdafaa dışında güç kullanmaya izin vermemesine karşın, ABD "Teröre Karşı Mücadele" kararı aldı ve destekçileri ile birlikte Irak'ı işgal etti. İşgalin amacı Irak halkına özgürlük, demokrasi ve barış getirmek; Irak'ın elinde bulunan kitle imha silahlarını yok ederek, dünya barışını sağlamaktı. Irak'ta İşgalcilere ve işbirlikçilere karşı amansız bir direniş sürdürülürken, etnik ve mezhep temeline dayalı üç bölge oluşmak üzeredir. Kuzeyde Kürt devleti, güneyde Şii devleti, ortada Sünni devleti olacak şekilde Irak üç parçaya ayrılmış biçimdedir. Ayrıca, Filistin-İsrail çatışması sürdürülmekte; Lübnan'da, İsrail işgaline karşı güçlü bir silahlı Müslüman örgütlenmesi oluşturulmaktadır. Bu süreçte, Suriye ve İran da sürekli olarak ABD ve yandaşları tarafından tehdit edilmektedir.

Müslümanlar Ne Yapıyorlar?

Genel olarak Müslümanlar, Ortadoğu'daki bu savaşların bölgedeki yaşayan halkların özgürlük ve barış içinde yaşamaları için yapıldığına inanmıyorlar. Bu savaşların başta ABD, İngiltere ve İsrail gibi emperyalist devletlerin yararına; Yahudi lobilerinin etkileriyle planlanan ve dünya barışına hizmet etmeyen bir savaş olduğu yaygın kanıdır. Bölgedeki ABD ve yandaşlarının varlığına karşı verilen silahlı mücadele ise, alışılagelmiş savaşlar biçiminde değildir. Çoğu kez canlı bomba, ölüm fedaileri, gerilla savaşları veya terör eylemleri biçiminde sürdürülen direnişler yanında; bölgede en büyük güç olma iddiasını taşıyan İran nükleer güç edinmek üzere hızlı çalışmalara girişmiştir.

Gerçi, İran'ın onaylanabilen nükleer faaliyetlerinden saptığına ilişkin bir belge olmadığını belirten Ahmedinejad, "Bugün nükleer silaha sahip olan bazı Batılı ülkeler, kendi cephanelerini nükleer ve kimyasal silahlarla doldurmuşlar ve her sene onlarca yeni nükleer santral kuruyorlar. Buna rağmen İran'ı suçluyorlar. Onlar güçlü oldukları için İran halkını bu doğal haktan mahrum etmeye kalkışıyorlar ve bu kıymetli enerjinin sadece kendi tekellerinde olmasını istiyorlar. Siz kendi cephanelerinizi nükleer silahlarla doldurmuşsunuz, bizi suçluyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır? Böyle bir mantıkla dünyayı yönetemezsiniz. Bizi haksız olarak suçluyorlar. Barışçıl amaçlı nükleer teknolojiyi elde etmek ve ondan yararlanmak İran halkının kesin hakkıdır ve İran bu hakkı elde edecek. Eğer bizim faaliyetlerimize güvenmiyorsanız, buraya gelin, bizim çalışmalarımıza ortak olun. Biz de sizin faaliyetlerinize ortak olabiliriz. Böylece biz sizin faaliyetlerinizi denetleriz, siz de bizim faaliyetlerimizi denetlemiş olursunuz. Eğer nükleer dosyamızı BM Güvenlik Konseyi'ne gönderirlerse, milletimiz kendi çıkarlarını korumayı iyi bilir" diyerek, inandırıcılığı kuşkulu olmasına karşın, nükleer güç çalışmalarının barışçı amaçla olduğunu savunmaktadır.

Iraktaki direnişe aktif olarak katılamayan Müslümanlara da dünya barışı için "Ey tanrım! Bu zavallıların imdadına yetiş. Bu yetim çocuklara acı, Bu güçlü seli durdur. Alevlenen bu ateşi söndür. Öksüzlerin imdadına yetiş! Ciğerleri kan ağlayan bu anneleri teselli et. Gözleri yaşlı ve gönülleri acıyla dolu olan babalara acı. Bu fırtınayı dindir. Dünyayı saran bu savaşı genel barışa ve dostluğa çevir. " biçiminde dua etmeleri önerilmektedir.

 Hıristiyan Din Adamları Ne Yapıyorlar?

2001 yılında, Dünya barışının sağlanması için Avrupa Komisyonu Başkanı ve Ortodoks patriğinin düzenlediği, çok sayıda din adamının katıldığı "Dünyada Allah'ın Barışı" konulu toplantıda , "Alla'hın istediği cennet barışının yeryüzünde hakim olmasıdır; biz, hepimiz dinin medeniyetler çatışmasına katkıda bulunduğu varsayımını reddediyoruz. Tam aksine medeniyetler arası diyalog dinlerin yapıcı ve yol gösterici rolüne işaret ediyoruz" diyerek; İtalya'da düzenlenen bir törende papa "Dinler şiddet ve fanatizmden uzaktır. Dünyada uzun süreli bir barış için, adaletin sağlanması gerekir. Barışa katkı sağlamak için, ramazan ayının son gününde Hıristiyanları, Müslümanlarla birlikte oruç tutmaya çağırıyorum." diyerek, Dünya barışının sağlanmasına katkıda bulunmuşlardır. Bu dilek ve önerilerin Dünya barışının sağlanmasında ne kadar etkili olduğu tartışmalıdır.

Emekten Yana Olanlar Ne Söylüyor?

ABD Komünist Partisi, Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesinin altında yatanın, Bush yönetiminin dünyanın tamamına egemen olma çabasının yarattığını; çok karmaşık dünya ve bölge koşulları altında savaşı yeniden üretmeye, ülke içinde ve dünyada medeni hak ve özgürlükleri, toplumsal programları yok etmeye yönelik çalışmalar yaptığını açıklamıştır. İsrail Komünist Partisi, 11 Eylül 2001 saldırısını Afganistan'a savaş açma ve Irak'ı işgal etmeye gerekçe olarak kullanan ABD emperyalizminin; terörizm sorunuyla yüzleşmekten daha çok, uluslararası ilişkilerin kurallarında temel bir değişiklik yaparak, tüm kıtalarda ABD hegemonyasını ve uluslararası korporasyonları güçlendirmeye çalışarak; savaşı uluslararası davranışın normal bir aracı haline getirip, onu terörizmle suçlayacağı öteki ülkelere uygulayacağından şüphe etmektedir. Bütün komünist, işçi, sosyal demokrat, demokratik sol ve emekten yana olan parti ve dernek gibi kuruluşlar benzer biçimde, ABD nin dünyada uyguladığı politikaların barışa hizmet ettiğinin kuşkulu olduğunu söylemektedir.

Ya Ötekiler Ne Yapıyor?

Sonuç

Başta BM Genel Kurulu olmak üzere, Uluslar arası Barış Araştırmaları Enstitüsü, Dünya Barış Topluluğu, İnsan Hakları Derneği, İşçi ve İşveren sendika ve dernekleri, Çevreci Örgütlenmeler, Gençlik örgütleri, Sanat çevreleri gibi örgütlenmeler; Irak ve diğer savaşların gerisinde Emperyalist devletlerin dev ticari firmalarının çıkarları bulunduğunu söylemektedirler. 2004 yılında Dünyada silahlanmaya 1 trilyon 32 milyar dolar harcanmıştır. Bu harcamanın 455 milyar dolarını ABD yapmıştır. Silahları yapanlar da, alanlar da, kullananlar da eylemlerini haklı çıkarmak için; çoğu zaman yaptıkları işin özgürlük, demokrasi ve barış adına olduğunu savunmaktadırlar. Bu kadar büyük paralarla yapılan ve en acımasız biçimde kullanılan silahlarla, bu dünya düzeni içinde Dünya barışını kurup, sürekliliğini sağlamanın ne kadar başarılı olacağı düşündürücüdür.

Günümüzde Dünya olanakları, devletler arası adil olmayan ilişkilerle, büyük ve güçlü devletlerin izin verdikleri ölçüde paylaşılmaktadır. Elde edilen paylar ise her devletin içinde adil olmayan biçimde kapışılmaktadır. Toplumların büyük çoğunluğu açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. Böyle bir düzen içinde, bölgesel veya uluslararası düzeyde barışı sağlamanın kolay olmayacağı açıktır. Avrupa, ABD ve ülkemizde yapılan kamu oyu yoklamalarında, büyük çoğunluk Dünya barışının kurulması ve sürdürülmesi çalışmalarının başarıya ulaşacağından kuşkuludur. Önce bu kuşkuyu doğuran eylemlerin ortadan kaldırılması gerekir.

(12 Şubat 2006 tarihinde ÇAĞ ANKARA gazetesinde yayınlanmıştır)

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
makaleler