DAVOS NE Kİ ?

Güneşli günleri çok kıyılarımızın kumsallarında, sırtımızı güneşe yarı çıplak dönüp yatarken, hep Karadeniz gezilerinin planlarını yapıyorduk. Sonunda, bu hayallerimizi gerçekleştirmek için,  Karadeniz bölgesini çok iyi tanıyan ve bu yörede tatil yapmayı seven bir yol göstericiye kuvvetle ihtiyacımız olduğunu anladık. Doğal olarak aklımıza hemen Fotoğraf Sanatı Kurumu kurucu başkanı, Karadenizli hemşehrimiz Dursunali Sarıkoç geldi. Önerimizi olumlu karşılayacağını biliyorduk. Öyle de oldu. Birlikte iyi bir gezi yaptık.

Karedeniz Bölgesi birkaç günde veya birkaç ayda hatta birkaç yılda gezilerek tanınamayacak kadar büyük ve ayrıntı doludur. Bu nedenle, ilk işimiz, gezeceğimiz bölgenin Doğu Karadeniz olması gerektiğine karar vermek oldu. 
Doğu Karadeniz Bölgesi, Ordu İlinin sınırları içinde denize dökülen Melet ırmağından başlayarak, Türkiye Gürcistan sınırına kadar uzanmaktadır. Melet Irmağı ile Çoruh nehrinin ortak yazgısı, yıllarca özgürce akan sularına altın zincirler vurularak özgürlüklerinin sınırlandırılmak istenmesidir. Melet Irmağı üzerinde yapım çalışmaları hızla devam eden Topçam Barajı ve Hidroelektrik Santralleri ile burayla ulaşım yolları yapımı sürmektedir. Çoruh Projesi ile Melet Projesi karşılaştırılırsa, özde aynı amaca hizmet etmekte ve yapım sürecinde benzer sorunlar yaşanmaktadır.


Doğu Karadeniz gezisine Melet Irmağı vadisinden başlardık. Melet Irmağının, içinden büklümler yaparak geçmek zorunda kaldığı, Yeşilce Ve Topçam Yaylaları Turizm Merkezi, çoğu doğa sever insan için halen keşfedilmeye değer güzelliklerle doludur. Bu bölgede, Eriçok zirvesi, zirvesinin etrafında yaylalar ve yaylaları kuşatan karma ormanlar bulunmaktadır. Binbir çiçekle bezenmiş olan YAYLACIK yaylasında her yıl yayla şenlikleri düzenlenmektedir.


Topçam ve Çağman mağaralarının bulunduğu yöreden geçen Muzadere deresinde, kırmızı benekli alabalıkların oynaştığı irili ufaklı 15 şelale bulunmaktadır. Şelalelerin bulunduğu yörede gezerken, karşınıza karaca, dağ keçisi, ayı, domuz, çakal, kurt, vaşak, sansar, yılan, su samuru gibi yaban hayvanı çıkabilir. Bu turizm merkezinde rafting, olta balıkçılığı, bisiklet, foto safari, kuş izleme, yamaç paraşütü, dağcılık gibi doğa sporları yapılmaktadır. Bu sene üçüncüsü düzenlenen Topçam Sanat Buluşmasına katılan heykeltıraşların eserleri Topçam'da ve Ordu Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinin eserleri ile birlikte,  Ordu il merkezinde sergilenmiştir. 


Doğu Karadeniz gezisi olur da bu gezide Çamlıhemşin ve Ayder olmaz mı? Ayder yaylasında şelale, dere ve orman fotoğrafları çektik. Arkadaşlar Zilkale'den geçip Çat yaylasına gittiler Biz Ardeşen'e döndük.  Ardeşen öğretmen evine yerleştikten sonra, çevreyi araçla gezmeye karar verdik. Yol boyunca gezerken, sonu SA ile biten bir öğretmen evine ulaştığımızda, buradaki öğretmen evini de şöyle bir kolaçan edelim dedik. Sigara dumanıyla dolu olan oyun salonundan hızla geçip, yatak odalarının bulunduğu yere ulaştığımızda, hayal kırıklığına uğradık. Öğretmenlerin oyun oynadığı ve yattığı bir mekanın bu kadar olumsuz koşullar taşıyabileceğini hiç beklemiyorduk. Bu öğretmen evi,  geri kalmış Anadolu kasabalarındaki kenar mahalle otelleri gibiydi. Moralimiz bozuldu. Bir şişe rakı alıp, Ardeşen'e geri döndük. Arabamızın bagajında yeterli meze vardı. Kumsalların kayalarla doldurularak yapılmaya çalışıldığı Karadeniz Bölünmüş Yolu'nun kıyısında uygun bir yer aramaya başladık. Deniz ile yol arasındaki bölüm, otomobilimizden büyük kayalarla doldurularak, denizin yola vereceği zararlar önlenmeye çalışılmış. Yıllarca, kumsalın ince kumlarını yalayarak geri çekilen dalgalar, şimdi koca kayalara vurarak parçalanıyorlardı. Akşamın kızıllığını denizin sonsuzluğunda seyrederek, ey gidi eski kumsallar demekten kendimi alamadım.


Yol boyunca,  derenin denize döküldüğü yerdeki balıkçı barınağını ve barınağa dere ile taşınan kum, çakıl ve çöplerin barınağı ne hale getirdiğini düşündüm. Karadeniz fıkralarındaki Temel ile İdris'in gerçekten yaşadığına neredeyse inanacaktım ki, Hopa sokakları kaygılarımı bir anda dağıtıverdi. Meydandaki Pide ve Kebap salonu, salondaki garsonların kibarlığı, ezo gelin çorbasının lezzeti ve en önemlisi işyeri sahibinin bizlere gösterdiği ilgi; sokakların, otoparkların, mağaza ve dükkanların temizliği ve düzeni; kitaplarda anlatılan uygar insan ilişkileri, Hopa'nın farklı olduğunu göstermeye yetmişti.


Cankurtaran geçitini  aştıktan sonra, yol kenarında kestane toplayan gencin yanında arabayı durdurdum. "Neden bizim kestaneleri topluyorsun?" Diye şaka yaptım. Genç gülerek yanımıza yaklaştı. "Paylaşalım öyleyse" dedi. Kestaneleri paylaştık. "Şimdi söyle bakalım: Kaç lira vereceğim?" dediğimde, "Para vermeye kalkışırsan, geri alırım kestaneleri. Siz misafirsiniz" dedi. Ne kadar ısrar ettiysem para veremedim. Dudaklarımda bir gülümseme ile, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yol kenarlarına kurulmuş satış tezgahlarını anımsayarak,  Borçka'ya doğru  yolumuza devam ettik.


Borçka'da, "Karagöl'e nereden gidilir?" diye sorduğum genç, "Tam adamına sordun ağabey. Ben Camili köyündenim. İşimin bir bölümü gezi turları düzenlemektir" dedi ve Karagöl yolunu, şema çizerek, güzelce anlattı. Camili yolundan Karagöl yoluna saptığımızda  yolun dar ve bakımsız olduğundan yakınıyorduk ki, karşımıza yol onarım ekipleri ve araçları çıktı. Yanımıza yaklaşan genç ,  aracımızı yol kenarına bırakmamızı ve kendi aracıyla bizi Karagöle götüreceğini, yolun birkaç saat sonra araçların geçebileceği kadar açılabileceğini kibar bir dille anlattı. Gerekli malzemeleri ve fotoğraf makinelerimizi yanımıza alarak Karagöl'e ulaştığımızda, "İşte yaşamak bu" diye haykırmak geldi içimden. 


Ertesi gün bol betonlu ve çok virajlı bir yoldan giderek yükselmeye başlamıştık. Baraj çalışmalarını ve Artvin şehir merkezini görebileceğimiz yükseltiye ulaşınca mola verdik. Birkaç fotoğraf çektikten sonra  viyadük ve tünel kavramlarından haberi olmayan yol mühendislerinin başarısı olan yoldan yavaş yavaş ilerlemeye başladık. Birkaç kilometre sonra yol kenarında araçların konvoy halinde park ettiklerini fark ettik. Yol çalışması nedeniyle yolun bir  süre trafiğe kapalı olduğunu söylediler. Çoruh vadisinin tatlı sert rüzgarı üşütmeye başladığından, aracımızdan çıkmadan,  yoldan aldığımız kestaneleri yiyor ve kabuklarını dışarıya atıyordum. Yanıma yaklaşan bir genç "Çöplerinizi neden dışarıya atıyorsunuz?" diye yarı kızgın, yarı kibar, biraz da öğretici bir tavırla beni uyardı ve hemen yanımdan uzaklaştı. Bu uyarı beni çok incitmişti. Kestane kabuklarının doğayı kirletebileceğini kabul etmediğimden, kabukları rahatlıkla araçtan dışarıya, yol kenarına atmıştım. Ayrıca, bu atıklar birkaç kestaneden çıkan kabuklardı. Hemen araçtan çıkıp, beni uyaran genci buldum. Arkadaşlarıyla birlikteydi. Sevimli ve güler yüzlüydü. Beni görünce tekrar başladı konuşmaya. Benim gibi insanların daha duyarlı olması gerektiğini bana onaylatmak için birkaç güzel ve sevimli söz daha söyledi. Beni kırmış olmaktan mahcup olmuş gibiydi. Ona, uygun bir dille duyarlılığından dolayı teşekkür ettim. Ancak  kestane kabuklarının hızla dönüşüme uğradığını, doğanın bir parçası olduğunu, doğayı kirletmeyeceğini ve birçok insanın yanında, bu tür uyarıları yaparken daha dikkatli olması gerektiğini söyledim. Anlaştık. Gülümseyerek ayrıldık.


Şavşat'a girdiğimizde aklıma Basın Konseyi Başkanı Sayın Oktay Ekşi geldi. Sayın Oktay Ekşi Topçam Beldesinin Yaylacık yaylasına geldiğinde "Burası Türkiye'deki İsviçre" demişti. Daha sonraki günlerde "TÜRKİYEDEKİ İSVİÇRE"  başlığı ile YAYLACIK yaylasının fotoğrafı Hürriyet Gazetesinde yayınlanmıştı. Şavşat'ı, Şavşat'ın karşı yamaçlarındaki ormanı ve Şavşat Ardahan arasındaki yaylaları gördükten sonra, bir gün İsviçre gezisinde, Davos'ta bağırarak söylediğim söze daha çok inanmaya başladım.
Davos ne ki?

(ATABARI Dergisinin 15. sayısında yayınlandı)

 

Anasayfaya Dön

 

 
geziler