FLORANSA - VENEDİK

İçinden deniz akan İstanbul'un doğal güzelliklerini seyrederken, dizlerine kadar suya batmış ve sokaklarında çorak kokan Venedik kentini göklere çıkarmanın anlamsızlığını anlatmama karşın, yine de bu kente gitmekten vazgeçemedik.

Pisa'dan Venedik'e geçerken rönasansın ana kucağı sayılan Floransa'yı teğet geçmek Leonardo da Vinci ve Michelangelo 'ya saygısızlık olacağını bildiğimizden doğruca şehir merkezine yöneldik. Duomo - Santa Maria del Fiore Katedrali'nin yakınına gelince otopark yerini sormak için bir taksinin yakınında durdum. Müşteri bekleyen sarışın bayan taksi şoförü tren garının altında bulunan otoparkın yerini eliyle gösterd

Anadoluda 'Bizim gelin bizden kçar, başını örter kıçını açar' diye bir söz vardır ya, benzer biçimini Duomo - Santa Maria del Fiore Katedrali'nine girebilmek için dekolte giysisi nedeniyle gözüken çıplak omuzlarını ve başını kapatan bayanı görünce, şekilciliğin sadece bizde olmadığını anlamanın burukluğu ile Santa Maria Novella Manastır Kilisesi'ne doğru yürümeye başladık.

Bu kentin tarihsel ağırlığı altındaki yorgunluğunu sokak ressamlarının durgunluğu ve sokak satıcılarının sessizliği tamamlıyordu.

Otomatik makinelerden aldığımız bir saatlik otopark biletinin ücretini başka bir otomatik makine aracılığıyla ödedikten sonra açılan bariyerden dışarıya çıktık ve Arno Nehri'nin üzerindeki Santa Trinita köprüsünden geçerek karanlığa kalmadan Venedik'e ulaşmak için otobanı tercih ettik.

Dinsel kaygılarla desteklenen sanatsal yapıtların yüzyıllar boyunca turizm gelirleri sağlamayı başardığı İtalya’da gezerken, aynı kaygılarla eleştirilen, kırılan, bıçaklanan, yakılan ve yıkılan sanat yapıtlarının ülkemdeki halini düşünmedim dersem kocaman bir yalan olur.

Teknoloji harikası cep telefonumun ‘Sygc’ adlı nevigasyonunda Türkçe konuşan bayanın yönlendirmesiyle Venezia Camping Village’ye geldiğimizde güneş kara bulutların arkasına saklanmıştı. Çadırımızı kurup şişme yatağa hava pompalamaya başladığımda çevremizdekilerin orta gelirlilerden oluştuğu karavanlarının görünümünden anlaşılıyordu. Gecelik konaklama ücretinin 30 €, çevrenin temiz, sessiz, güvenli ve şehir merkezine bir otobüsle kolayca ulaşılabilir olması bizi sevindirmeye yetti.

Kamp yerinin karşısındaki Hilton Garden Inn Venice Mestre, Eski adıyla Capitol Palace Oteli’nin önünden otobüse binerek şehir merkezine ulaştığımızda bir gezgin için en olumsuz anlardan ilkini yaşadım. Nikon D80 marka fotoğraf makinesi fotoğraf çekmemek için olanca gücüyle direnmeye başlamıştı. Üzerinde 18-135 objektif vardı. Sırt çantam hayli dolu olduğundan yanıma sigma 70-210  ya da sigma 105 mm1:2.8 DG MACRO objektifleri de almamıştım. Kamp yerine geri dönmek zaman kaybı olacağından bir yandan htc marka cep telefonunun kamerasıyla yetinmeye çalışırken öte yandan da yemek kaygısını gidermek için pizza yapılan lokantanın vitrinini inceliyordum. Eşimin yemek konusundaki aşırı seçiciliği nedeniyle yeni bir tartışmaya başlamıştık ki yakışıklı genç garson gülümseyerek ‘Buyur amca’ dedi.

 

Türkiye’de ‘Kul sıkışmadan Hızır yetişmez’ derler ya, burada da aynen öyle oldu. Garsona ‘Türkçeyi çok güzel konuşuyorsunuz’ dediğimde ‘Mesleğimiz gereği amca. Ben her dilden biraz konuşabiliyorum’ dedi. ‘Tebrik ederim sizi, gerçekten çok güzel konuşuyorsunuzdeyince Şaka yaptım amca. Kızmadınız ya? Aslen Karaman’lıyım. Bu saatlerde satılan piza için özel indirim yapıyoruz. Domuz eti falan yok. Buyurun arka bahçeye. Size özel menü yaptıracağım’ deyince gerçekten de Karamanlı genç Hızır gibi yetişti yardımımıza. 08.06.2012

 

VENEDİK 2014

Ne kadar sevmesek de Hırvatistan'a geçmek için Venedik'te 30.28 € vererek Camping Venezia'da bir gece konaklamak zorunda kaldık. Kamp yeri öylesine doluydu ki, ancak arka kapının yakınında rahat bir yer bulabildik. Kampın en beğendiğimiz yeri temiz, düzenli ve modern duş ve tuvaletlerininn bulunduğu bölüm oldu.

Buzdolabındaki dondurulmuş Bolu pirzolasıyla dondurucuda sakladığımız Tırabzon ekmeiğnin sonunu tüketerek Venedik sokaklarında kaybolmak için 5 numaralı otobüsü beklemeye başladık. Önceden bilet alamadığımız için ücreti otobüs sürücüsüne vermek istedik. Adamcağız birşeyler söyledi ama  anlamadık. Son durağa gelince de sürücünün bize kıyak çaktiğini anladık.

Venedik'in simgesi gondol olduğu kadar renk curcunası ile süslennmiş irili ufaklı maskelerdi. İstanbul'u gezmiş birisi olarak Venedik'te fazladan bir gün bile kalmanın anlamsızlığını bildiğimden mısır ve soya tarlaları arasından Slovenya sınırına doğru yola çıktık.

Not: Karamanlının yerinde başka bir Türk çalışıyordu.

20.07.2014

 

Anasayfaya Dön

 

 
geziler