


Komşu ülkeleri gezebilmek için neredeyse bir ömür boyu bekledim. Neyse, olanlar oldu da, yirmi birinci yüzyılın ilk bölümünde, arkadaşım ve Türkiye'deki siyasi partilerden birisinin genel sekreteri olan Murat Güztoklusu sevindirici önerisini iletmek için beni telefonla aradı. "Hadi Gürcistan'a gidelim. Oradan da Azerbaycan'a geçeriz. Belki Ermenistan'ı da gezeriz" dediğinde, başladım gülmeye. Nereden nereye geldik. Daha birkaç yıl öncesinde böyle bir öneriyi duymayı hayal etmek bile olanaksızdı.
Gençliğimde, Doğubeyazıt lisesinde görev yaptığım yıllarda, Ağrı dağının kuzey batısındaki aşıtı geçip, Iğdır ovasına yöneldiğimde Erivan'ın ışıkları beni şaşkına çevirmişti. Azeri lehçesiyle yayın yapan Erivan radyosundan, Erivan'ın tavuklarının çift yumurtladığını; ineklerinin bir kova süt verdiğini duyunca; biraz kıskançlık, biraz da merak uyanmıştı bende. Belki bu nedenlerden olacak, yıllar boyunca Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği üyesi olan doğu komşularımızı tanımayı çok arzuladığımdan, arkadaşımın önerisini tereddüt etmeden kabul ettim.
Ankara'dan Hopa'ya otobüsle yolculuk yaptık. Yolculuğumuzun son dakikalarında, otobüsün ön koltuklarından birisinde; Gürcistan alfabesiyle yazılmış magazin dergisini okuyan, orta yaşın üzerini çoktan geçmiş, sarışın ve olgun bir bayanın Türkçe konuştuğu dikkatimi çekti. Gürcistan ile ilgili yol ve konaklama bilgilerini rahatlıkla bu bayandan alabileceğimizi bildiğimizden, kibarca bayana yaklaşıp, yardım istedik. Bize gösterdiği ilgi ve verdiği bilgilerden, eğitimli ve becerikli olduğu anlaşılan bayanın adı Natali idi.
Natali, Kastamonu ilinde inşaat işçisi olarak çalışan oğlunun yanından gelmekteydi. Gürcistan'daki kızının çocuğu ile ilgilenmesi gerektiğinden, memleketine dönüyordu. Üç büyük çantayı tıka basa ağzına kadar doldurmuştu. Çantanın birisi, Türkiye'deki arkadaşının Gürcistan'daki akrabağalarına armağan olarak gönderdikleri ile doluymuş. Kırık Türkçe aksanı ile "Kıramadım arkadaşımı" diyor ve sürekli gülümsüyordu.

Hopa'dan Sarp sınır kapısına gidebilmek için minibüse bindik. Ağır üç çantayı gören minibüs şoförü, Natali'yi aşağılayarak sert sözlerle örselemeye başladı. Uygun biçimde şoförü uyarıp, Natali'nin de yol ücretini ödedikten sonra, biraz yumuşayan şoför de haklılığını kanıtlamak için başladı anlatmaya...
Sarp sınır kapısında Natali, çantalarını taşıtmak için hamallara 5 dolar vermek istiyor, ancak hamallar 7 dolardan aşağı olmaz diye zavallı kadını sıkıştırıyorlardı. Hemen yanlarına giderek çantaların taşınmasına yardımcı olabileceğimizi söyledim. Natali önce kabul etmek istemedi. Israrımız sonucunda, her birimiz bir çantayı alarak gümrük işlemlerine başladık. 2000 yılında Gürcistan sınır kapısından geçerken gümrük kapısındaki işlemler sırasında bizden "peşkeş" istemişlerdi. Biz de kişi başına 10 dolar peşkeş vermiştik. Bu kez kimseye peşkeş vermeden karşıya geçebildiğimizden, derin bir "oh be" çektik. Natali, komşu toprakların sahibi olarak bize soğuk içecek ikram etti. Türkçe konuşan bayan garson içeceklerin adını saydığında, hepsinin Türkiye'de satılan içecekler olduğunu anladım. Koka kola, fanta, dimes... İçtiklerimizin parasını vermek için ısrar ettik, ancak başarılı olamadık. İçtiklerimizin ücretini Natali ödemişti.

Dimes'in vişne suyunu yudumlarken, karşı masada oturan esmer, dolgunca genç bir bayanın bize bakarak gülümsediğini fark ettim. Türkçe "merhaba" diyerek selam verdi ve tekrar gülümsedi. "Ankara'dan bu yana aynı otobüsle yolculuk yaptık. Hatırladınız mı?" dedi. Bayanı hatırlamıştım. Türkiye'de, Gürcistan'dan gelen her bayana nataşa (hayat kadını) olarak bakıldığı gibi; Gürcistan'da da, Türkiye'den gelen her erkeğe seks kaçamağı yapmaya gelen Kazanova gibi bakıldığını biliyordum. Bu nedenle, ben de biraz tedirgin ve çekingen davrandım. Masalarımız birbirine yakın olduğundan konuştuklarımız çok rahat duyuluyordu. Natali'den öğrenmek istediğimiz yol ve barınma bilgilerine ek bilgiler vermek üzere kendisini tanıtarak bize yardım etmeye başladı.
"Adım Ega. Türkiye'de çalışıyorum. Asıl mesleğim öğretmenlik. Bitlisli bir genç ile evlenmeye karar verdim. Annem kanser hastası. Annemin ilaçlarını getirmek ve evlilik hazırlıklarını tamamlamak için Gürcistan'a geldim. Birkaç gün sonra tekrar Türkiye'ye döneceğim"dedi.
Ega, Türkçe'yi çok iyi konuşuyordu. Bize Batum'da yardımcı olabilecek kişinin, bayan garsonun kocası olabileceğini söyledi. Bayan garsonu çağırdı, anlamadığımız dilden bir süre konuştuktan sonra; orta yaşlı, esmer, kıvırcık saçlı ve iki günlük sakalına aklar serpiştirilmiş gibi duran, çat pat Türkçe konuşabilen bir bey geldi. Taksi ile bizi Batum'a götürebileceğini ve orada ucuz, temiz ve güvenilebilir bir otel bulabileceğini belirtti. Taksi şoförünün önerdiği ücret bizim için çok hesaplıydı. Ega'nın yüzüne baktığım zaman Ega'nın gülümsediğini gördüm. Bizim yerimize pazarlığı Ega yapmıştı. Ega ve Natali ile vedalaşarak, taksiye bindik ve Batum'a ulaşmak için yola koyulduk.
DEVAMINI OKUMAK İSTİYORSANIZ lilyum52@mynet.com ile iletişime geçiniz...