MESUDİYELİ OLMAYAN MELETLİ

Kimi insan kendini tanıtmadan başlar telefon konuşmasına. Hatta daha ileri giderek ‘Tanı bakalım beni. Halen tanıyamadın herhalde…’ gibi sözlerle karşısındakinin düştüğü zor duruma biraz da alayla yaklaşır. O gün de böyle birisiyle karşılaştığımı sanarak yemek masasının çevresinde dolanmaya başladığımda, telefonda konuşan insanın söyledikleri ilgimi çekmeye başladı.

Meletliler öykü kitabını okudum. Yazarı ile tanışmak istediğimi söyleyince sizin telefon numaranızı verdiler. Kitabı çok beğendim. Melet civarının kültürünü çok iyi yansıtmışsınız. Bu çalışmanızdan dolayı sizi kutlarım. Ben de yazarım. Çocuk öyküleri yazıyorum. Basılmış kitaplarımın sayısı 40 civarında. Her kitabımda Melet ya da Meletliler geçer. Gençlik yıllarımın en önemli bölümünü Melet'de Meletlilerle geçirdim. Melet ya da Meletlilerle ilgili kitap, dergi veya gazeteyi nerde görsem hemen ilgilenirim.'

Ses tonu benim gibi ömrünün son çeyreğini yaşarken kalıcı bir şeyler yapmak isteyen birisi olduğu ipucunu veriyordu. Hızlıca 1960 yılından bu yana yazıp çizen arkadaşlarımı düşünerek ‘Sizi tanıyamadım. Lütfen kendinizi tanıtınız’  dediğimde o kadife gibi yumuşak sesiyle konuşmasını sürdürüyordu. Tutku dolu sözlerle başlayıp övgülerle bitirdiği cümlelerin arasında adını sadece bir kez söyleyen Lütfi Gülşen ile solgun bir kış gününde Ankara Mesudiyeliler Derneği'nin lokalinde buluşma kararı aldık.

Oyun salonunun kapıya bakan köşesindeki masanın üzerine çantasını koyup, sandalyelerden birisinde oturmuş ‘Meletliler’ öykü kitabını okuyordu. Başının önemli bölümünü terk ederek ensesine kaçışmış gibi duran gümüş rengi saçları, okuma gözlüğünün gizlemeyi başaramadığı sağ şakağındaki koyu kahverengi beni, gömleği, kravatı ve takım elbisesi ötekilerden farklı olduğunu belgeliyordu sanki.

Meletlilerin arasında yaşamlarının önemli bir bölümünü davar ardında geçiren çobanları, ince iğne ile takım elbise diken terzileri, akşamcı tuzu kuru ekâbirlere meze hazırlayan meyhanecileri, hasır taburelerde zaman doldurmaya çalışanlara keklik kanı gibi kızıl demli çay ikram eden kahvecileri tanımıştım. Bazen dedemin atının terkisinde, çoğu kez de yürüyerek geldiğim pazar yerindeki alışveriş yapanları, ‘Pazar ekmeği’ pişirilen fırınlarda ‘yağlı’ yapan fırıncıları, dere yatağında değirmen taşı kesen taş ustalarını, politikacıları,  doktorları, kaymakamları, yargıçları tanımıştım. Ama şimdi, her kitabında ya Melet'den ya da Meletlilerden bahseden hem de Mesudiyeli olmayan bir yazarı tanımaya çalışıyordum.

Melet dağlarında çapulam kaldı
Şen ol Melet şen ol
Sende gençliğim kaldı
Övünçle söylediği dizelerden sonra Zülâl’in Kahvesinden, kemençeci Rüştü’den, Cavit öğretmenden anılara geçiyor ve ısrarla Pala Hüseyin’i anlatıyordu.

Ünü çevreye yayılmış kabadayı adamdı. İsteklerini yaptırabilmek için karşısındakileri ezen birisi olduğundan herkes ondan korkuyor sanıyorduk…’ Diyerek başladığı anısını ‘Meğer Kendine özgü namus kuralları olan korkusuz, kültürlü bir beyefendiymiş’ cümlesiyle bitirirken duygularını gizlemiyordu.
Mesudiye sözlüm, telli gelinim
Senin sevdan ile bir gün ölürüm

O böyle duygularla sevgisini anlatmaya çalışırken ben de Topçamlıların eniştesi olan bir zamanların Köşeli politikacısının sözlerini anımsadım.

‘Mahmudiye virajlarını çıkarken otomobilimi yol kenarına çekip geriye, Melet topraklarına baktım. Bir gün bakan olsam buralara ne yapabilirim diye düşündüm. İnanın bana, yapacak bir şey bulamadım’ demişti.

Siz Mesudiyeli olmayan Meletlilerdensiniz. Sizi kucaklayan öğrencilerinizi görünce Melet için Meletliler için Mesudiye için daha doğrusu ülkemiz için çok önemli işler yaptığınıza tanık oldum.  

Teşekkür ederim Sayın Lütfi Gülşen.
Verdiğin dersi unutmayacağım…

Aydın Altunöz
2012 - ANKARA

 

Anasayfaya Dön

 

geziler